Oturduğum yerden görünen duvarlar, artık kendilerinin taşıyamaz haldeydiler. Yorgun, bitkin ve dokunulsa yıkılıverecek gibiydiler. Geçmişte korudukları sarayda o günkü dünyanın en zengin insanının yaşadığını biliyorlardı. Saray, sanatın, felsefenin ve lüks yaşamın merkeziydi. Sarayın terasları büyük bir ovaya bakıyordu. İki bin altı yüz yıl önceydi sarayda antik çağın yedi filozofundan biri olan Solon ağırlanmaktaydı. Zengin kral hazinesini gezdirdiği çok değerli misafirine ‘’Gezdiğin yerlerde benden daha mutlu insanla karşılaştın mı?’’ demişti. Evet dedi, dünyanın en mutlu insanı Atina’da yaşadı. Çocuklarıyla ve torunlarıyla hayatını sürdürdü, bir savaşta vatanı uğruna canını verdi ve mutlu bir şekilde öldü. Kral peki ikinci kişi kimdi ? Atina’ da İki kardeş hasta annelerini o günkü ayine götürmek istiyorlardı. Öküzleri henüz eve gelmemişti. Öküz arabasına kendilerini koşup, annelerini tapınağa yetiştirdiler. Akşam olunca üçü de derin bir uykuyla bu dünyadan mutlu bir şekilde göçüp gittiler. Peki ben mutlu değil miyim? Bilemem zenginlik ve her şeye sahip olmak mutlu olmaya yetmeyebilir. Mutlu olduğunuzu bilmemiz için sonunuzu görmemiz gerekir. Ertesi günü kralın istediği cevapları vermeyen Solon saraydan ayrılır. Kısa zaman sonunda doğudan gelen ordular Sardes’i işgal ederler. Saraya girerler ve kralı esir alırlar. Son kral elleri bağlı olduğu halde yakılmak üzere hazırlanmış odun yığını üzerine çıkarılır. Kral ‘’SOLOOOON ‘’ diye bağırır ve ne kadar haklıymışsın diye mırıldanır.
Geçmiş zamanlar, kralların, hükümdarların, imparatorların, devlet başkanlarının ibret verici hikayeleriyle doludur. Genel olarak muktedir olanlar, halklarını, politikacılarını, kendilerine muhalif olanları tutuklayarak, işkence yaparak, hayatlarına son vererek baskılarını sürdürmüşlerdi. Ancak bu liderlere karşı ayaklanmalar, büyük tepkiler olmuştu ve akıbetleri birbirlerine benzemişti. Ya öldürülmüşlerdi, ya tutuklanmışlardı, ya da idam edilmişlerdi. İkinci büyük savaşın iki liderinden bir olan Hitler, uyrukları ve dinleri farklı olan insanları toplama kamplarında tutarak insanlık dışı davranışlarla ölüme iterken, kimilerini de yakarak yok etmişti. Kendine muhalifleri de kurduğu askeri örgütün eylemleriyle yok etmişti. Yenildiğini anladığında bir sığınakta önce eşi siyanür içti. Sonra kendisi siyanürü içti ve aynı anda kafasına kurşun sıkarak ölmüştü.
İtalyan diktatör Mussoluni benzer yöntemleri kendi ülkesinde uygulamıştı. Halkına karşı baskılarını sürdürmüştü. Alman askeri üniformasını giyerek ülkesinden kaçarken sevgilisiyle birlikte sınırda yakalandı. Kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdi. Cesetleri Milano şehrine getirilerek ayaklarından asılı halde teşhir edilmişti. Romanya devlet başkanı Çavuşesku bir meydanda halkına konuşması sırasında baskılardan ve acılardan usanan insanların başlattıkları isyan sonunda, ülkelerinden kaçarken eşiyle birlikte yakalandılar. Eşi askerlere yalvarmıştı. ’’Yapmayın, ben sizin annenizim’’ dese de kurşuna dizilerek öldürülmüşlerdi.
Libya lideri Kaddafi kendisi ve çocuklarıyla ülkesi halkına akla gelmeyecek baskı ve verdiği acılarla hakim olmaya çalışmıştı. Nihayet halkı ayaklandı. Bir zaman nerede olduğu bilinemezken bir sığınakta yakalandılar. Kurşuna dizilmeden önce ’’Yapmayın, ben sizin babanızım. Bana yaptığınız haramdır. Evlatlarım günah işlemeyin’’ dese de ülkesinde düşünce özgürlüğünü, ifade özgürlüğünü yok etmesinin bedelini kurşuna dizilerek ödemişti. Güney komşumuz Irak’ın lideri Saddam, kendi inancından olmayan insanlara baskı ve zülüm uygulamıştı. Farklı ırktaki halkının yoğun yaşadığı Halepçe şehrinde kimyasal silah kullandı. Şehirde canlı kalmamıştı. Devrilmişti uzunca bir zaman gizlenmişti. Nihayet bir çukurda yakalanmıştı. İdam edilerek öldürülmüştü.
Şilili general Pinochet iktidara seçimle gelen Allende’yi darbe yaparak devirmişti. İktidarında muhalifleri yok etmek için iç savaş ilan etmişti. Aydınlar, yazarlar, sanatçılar tutuklanıyor ya da öldürülüyordu. Gitar sanatçısı V.Jara’nın parmaklarını kırarak sanat hayatına son vermişti. Öldüğünde asker olmasından dolayı yakılan cesedinin külleri bir kaba konuldu. Ülkedeki geleneğe göre bir askeri birlik topraklarına gömülmesi gerekiyordu. Ülkedeki bütün birlikler küllerini kabul etmedi. Küllerinin nerede olduğu bilinmemektedir. Halkını ezen İran şahı ayaklanan halkın elinden kurtulmak için ülkesinden kaçmıştı. Çok güvendiği ülkelerin hiçbiri sığınmasını kabul etmemişti. Şah’ın eşi acıklı bir mektup yazarak Mısır da kalmalarını sağlamıştı. 12 Eylül darbecisi Kenan Evren yaptığı haksızlıklar, adaletsizlikler, tutuklamalar, işkenceler nedeniyle yatalak haldeyken yargılandı. Rütbeleri söküldü. Hapis cezası almıştı. Hapse girmeye ömrü yetmemişti. Netekim.
‘’Zulüm ile abad olanın ahirimi berbat olur.’’ Demişti Yunus Emre. Ne demek istemişti. Haksızlık, baskı ve kötülük yaparak zenginliğe ve güce ulaşan kişilerin bu mutlulukları kalıcı olmayacaktır. Sonunda mutlaka bir felaket yaşayacaklardır. Ne diyelim, Solon’un dediğini unutmayalım……