Toplumların en alt tabakalarından yükselerek gelen bir başkaldırı, bir siyasi davranış veya ekonomik bir harekettir. Sanki bir zaman gizlenmiş ve kendini hissettirmeyen, ancak harekete geçtiğinde büyük bir güç ve dinamizm olan durum. Halkın itirazları, değişim talepleri, başlangıçta yüzeyde görülmeyen, fark edilmeyen, sessizce gelen sonrasında da önünde durulamayan bir etkiyle toplumlarda büyük değişikliklere neden olan harekete ‘’Dipten Gelen Dalga’’ denilmişti. Toplumların tarihinde en çok acı çeken, yoksul olan, emeğiyle geçinen kesimlerinin bu konudaki hikayeleri çok zengindir. Genel olarak bu insanlar sabırlı, sakin ve sessiz olmalarıyla bilinirken, hiç kimsenin ön göremediği bir anda harekete geçip, büyük bir siyasi ve toplumsal dönüşümün ciddi bir tetikçisi olmuşlardır. Bu nedenle yazımın başlığı toplum hareketleri için kusursuz bir benzetmedir.

İnsanlık tarihinde konumuza örnek olan ilk hareket 4800 yıl önce Sümerlerde görülmüştü. O zamanki Sümer krallarının en yakın işbirlikçi güçleri rahiplerdi. Sarayın yanındaki ibadethanede yaşarlardı. Diğer destekçileri de zenginler ya da asillerdi. Zamanla rahiplerin ve asillerin halk üzerindeki baskıları artarken, rüşvet alarak ta devletle olan sorunları çözüyorlardı. Halkın tepkisi başkaldırıya neden olmuştu. Sonuçta halk kazanmıştı. Başkaldırı, tarihteki ilk sosyal adalet reformuyla sonuçlanmıştı.

Romalıların seyir zevkleri Kolezyum denilen yapılarda kölelerin kendi aralarındaki yarış ve ölümüne savaşmalarıydı. Sağ kalan coşkuyla alkışlanırdı. Gladyatörde denilen savaşçılar vahşi hayvanlarla da savaşırlardı. Meydan tam bir kan gölüne dönerdi. Kral ve halk coşkulu bir şekilde eğlenirlerdi. Trakyalı köle Spartakus köle arkadaşlarıyla başkaldırıp Vezüv dağına çıkmıştı. Köleler zamanla büyük bir orduya dönüşmüştü. Roma devleti çok zor günler yaşamıştı. Neredeyse yıkılacaktı. Roma zorda olsa başardı. Ayaklanan köleler öldürülmüşlerdi. Ne var ki liderleri öldürüldüğünde mutluydu. Çünkü o sırada özgürdü. Olay günümüzden 2100 yıl önce gerçekleşmişti.

Dipten gelen dalgalara çok örnek var aslında anlatmaya çalışırsak binlerce sayfalık kitaplar ortaya çıkar. Bariz bir örnekle geçmişi bırakacağım. Başkentleri Konya olan Anadolu Selçuklu Devleti 786 yıl önce kötü yönetiliyordu. Ekonomik sıkıntılar çok yüksekti. Halkın huzursuzluğu artıkça baskılarda artıyordu. Sessiz gibi görünen halk Anadolu’nun güneyinden devletin başkentine doğru yürümeye başlamıştı. Yolda sayıları artmıştı. Silahları yoktu. Ellerinde çapa, kürek ve benzeri araçlar vardı. Kırşehir yakınlarındaki Malya ovasına geldiklerinde karşılarında zırhlı ve uzun mızraklı askerleri görünce şaşırmışlardı. Bu askerler o zamanki Avrupa’dan derlenen paralı askerlerdi. İnsanlar sanki duvarlara çarpıp ölüyorlardı. Sağ kalanlar dağılıp kaçmışlardı. Devleti üç yıl sonra Moğollar yıkmıştı. Tarihçiler ‘’Aslında devlet üç yıl önce yıkılmıştı. Kendi halkını paralı askerlere öldürten devletin yaşaması mümkün değildi’’ diyerek.

Dünyada ve ülkemizde günümüzde böyle olaylara rastlamıyoruz. Ancak toplumsal olaylar, çalkantılar, siyasi çatışmalar devam ediyor. Tabi ki yönetim anlayışları çok değişti. Yeni nesillerin toplumsal olaylara bakışları değişti. Değişmeyenler ise muktedir olanların anlayışlarıydı. Siyasi rakipler üzerinde tutuklamalar, gözaltılar, yargıyı kullanarak siyasi partiler üzerindeki uygulamalar. Mahkemelerin hukuka bağlılıklarının tartışılması. Muhalif siyasetin kazandığı belediyelerdeki tutuklamalar, soruşturmalar. Üniversitelerin bağımsızlığının yok edilmesi. Konuşamayan bilim insanlarının, öğretim görevlilerin hazin durumları. Adaletin tüm alanlarda, tüm kurumlarda yok olması. Liyakatın tüm alanlarda kaldırılması ülkemizin ne yazık ki önemli sorunlarındandır. Bir yandan da ekonomik sıkıntılar, bu durumu yazanların, sanatçıların, gazetecilerin susturulmaları. Yüksek enflasyon ve pahalılık, toplumuzun alt katmanlarını çok zor durumda bıraktığı gerçeklerdir. Bir siyasi lideri mahkeme yoluyla partisinden uzaklaştırarak yerine atama yaparak muhalefeti bölmek ve gelecekteki seçimleri kazanmayı garanti etmek isteyen iktidarın uygulamaları açık ve net olarak görülmektedir.

Muhalif siyasi lider durumu anlatmak için yollara düştü. Saraçhane meydanında başlayan mitingler dalga dalga şehirlere taşındı. Beklenmedik kalabalıklar oluştu. Muhalif siyasi lider bir şehre gittiğinde caddede yürürken sokaklardan koşarak gelen insanların ilgisi şaşırtıcı oluyordu ve liderin bir sandalye ,bir oto kasası, bir bank üzerinden halka seslenmesi şimdiye kadarki siyasi hayatlarda görülmeyen bir durum olmuştu. Yeni bir parti birden ilgi gördü. Katılımlar artıyor. Yeni bir durum var sanki. Acaba bu durum ‘’Dipten gelen dalga’’mı ? yaşayarak göreceğiz. Baskılar, gözaltılar, tutuklamalar, yargılamalar devam ediyor. Ancak bir türlü pahalılık bitmiyor. Baskılar daha da artacak. Halkın çoğunluğu mutlu değil.

Sözü, 1956 yılında hayata veda eden B. Brecht ‘ e bırakıyorum. ’’Yargıçları, savcıları, hepsi halka karşıdır. Dergileri, gazeteleri, bütün yayınları, hepsi halka karşıdır. Bunların hiç biri onları kurtaramayacak. Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini. Panzerleri, kelepçeleri, bütün silahları hepsi halka karşıdır. Zindanları, tutuk evleri, işkenceleri, hepsi halka karşıdır. Bunların hiç biri onları kurtaramayacak. Durduramayacaklar halkın coşkun akan selini ‘’