24 Temmuz Gazeteciler ve Basın Bayramı’nda süslü lafları bir kenara bırakalım. Bugün, sansüre göğüs geren ve gerçeğin peşinden koşarken binbir zorlukla boğuşan tüm basın emekçilerine hakkını teslim etme günü.
Her gün elimize aldığımız bir gazete sayfasında, telefonumuzda kaydırdığımız bir haber sitesinde ya da akşam izlediğimiz bir televizyon bülteninde dünyada neler olup bittiğini öğreniyoruz. Çoğu zaman haberin içeriğine kızıyor, şaşırıyor ya da seviniyoruz. Ama o birkaç cümlelik haberin arkasında nasıl bir emek, nasıl bir mücadele olduğunu pek düşünmüyoruz.
Bugün 24 Temmuz; Gazeteciler ve Basın Bayramı. Tarihte Türk basınında sansürün kaldırıldığı gün olarak anılıyor. Ancak bugün kutlama mesajları yayınlayanların kaçı gazetecilerin günlük yaşamda çektiği çileden haberdar, orası tartışılır.
Gazetecilik dışarıdan bakıldığında havalı bir meslek gibi görünebilir. Oysa gerçeğin peşinde koşmak, hele ki günümüzde, hiç de kolay bir iş değil. Gece yarılarına kadar süren nöbetler, tehlikeli saha görevleri, işsizlik kaygısı ve hepsinden önemlisi "Doğruyu söylersem başıma bir şey gelir mi?" korkusu... İşte bir gazetecinin cebinde taşıdığı görünmez yükler bunlardır.
Sözde sansürün kaldırılışını kutluyoruz ama gazeteciler hâlâ yazdıkları bir haber, attıkları bir tweet ya da yaptıkları bir araştırma yüzünden baskı görebiliyor. Oysa basının özgür olmadığı, gazetecinin korkarak kalem oynattığı bir toplumda, halkın da nefes alması imkânsızdır. Gazeteci, toplumun gözü, kulağı ve sesidir.
Bu yüzden 24 Temmuz’da süslü kutlama cümlelerinden ziyade gerçek bir saygıyı hak ediyor basın emekçileri. Kendi hayatını riske atarak bizim haber alma hakkımızı savunan, haberin doğrusunu ulaştırmak için didinen tüm meslektaşların gününü kutluyorum. Kaleminizin hiç kırılmadığı, sansürsüz ve özgür günlerde buluşmak dileğiyle...