Şu anda akıp gitmeye devam ediyor. Tarif edilmesi o kadar zor ki hatta imkansız. Değişim, süreklilik, geriye doğru, sonsuza doğru uzanır. İleriye doğru, geleceğe doğru akıp gider her türlü olaylardan bağımsız olarak. Bir nesne değildir. Göremiyoruz, dokunamıyoruz, tadına bakamıyoruz. Ancak bir akış olduğu kesin. Bazen çok hızlı geçer, bazen ağır ve baskılı, bazen yavaş akıyormuş gibi hissedebiliriz. Geçmiş, gelecek, şimdi, başı sonu olmayan, anlatılması zor bir kavram. Zamandan söz ediyorum. Zamanla sohbet ederken çok merak ettiğim soruyu sordum. Her şey senin içinde gerçekleşiyor biliyorum. Peki şimdiye kadarki hayatında çok üzüldüğün, keşke hiç olmasaydı dediğin, bunlar hiç yaşanmasaydı dediğin derinden sarsıldığın olaylardan söz eder misin.?

Hiç düşünmeden ve tereddüt etmeden iki olaydan söz edebilirim. İlki bin iki yüz, bin üç yüz arasında yaşanan Moğol istilaları. İnsanlık tarihinin en ölümcül çatışmaları. Dünya eğer bin yıl hiç zarar görmeden kalsa, yine de Moğol istilalarının zararlarını telafi etmesi mümkün olamazdı. Bu dehşet verici olay gün ve geceleri karartmıştı. Hayatları perişan etmişti. Bölgede yaşayan tüm insanların kökünü kazımıştı. Adem’in yaratıldığı günden bu yana insanlık böyle bir felaket yaşamamıştı. Yakın doğu coğrafyası alt üst olmuştu. Şehir hayatı ve kültürü yok edilmişti. Büyük ekonomik çöküşe neden olmuştu. Tarımdan o zamanki sanayiye, ticarete, üretime olumsuz etki yaparken, Birçok şair ve yazar öldürülmüştü. Medreseler, kütüphaneler yerle bir edilmişti.

Moğollar hangi nedenlerden dolayı şimdi sıralayacağım büyük coğrafyaya hakim olmuşlardı ? Sıcak ve soğuğa dayanıklı Moğol atları, vücutları biraz küçüktü. Dirençli ve uzun mesafeleri az yiyecek ve az suyla kat etme yeteneğindeydiler. Küçük olmaları avantaj sağlıyordu. Kıvraktılar, Mükemmel bir savaş makinasıydılar. Zekiydiler. Efendisinin niyetlerini bilirlerdi. Moğol dilini anlıyorlardı. Atlı askerler savaşa beş ,altı atla giderlerdi. Hızlı hareketleri sırasında yükselen toz bulutları karşı tarafın moralini bozardı. Ayrıca askerler atlarına sırayla binerlerdi. Diğerleri de koşarken dinlenirlerdi. Atlar olmasaydı Moğol İmparatorluğu olamazdı. Bir asker şöyle demişti. ‘’Ve sadık değerli atlarım kalbimde dört nala koşuyorlar ‘’

Şimdiki Moğolistan’dan Çin. Kore, Japonya, Vietnam, Hindistan, Orta Asya devletlerinin tamamı, Kafkasya, Gürcistan, İran, Anadolu, Suriye, Bağdat, Rusya, Polonya, Macaristan, Sırbistan, Kuzey İtalya, Litvanya, bu yıkımdan etkilenen ülkeler olmuştur. Toplam beş milyon dört yüz bin insanı yok etmişlerdi. Bağdat ve Orta Asya da ki bilgileri, kitapları, sulama kanallarını yok etmişlerdi. Arkalarında yıkımdan başka bir şey bırakmamışlardı yağma kültürü ve o dönemdeki bazı üstünlükleri insanlığın bütün birikimlerini yok etmişti. Sonunda şimdiki ülkelerinde yaşamak zorunda kalmışlardı. Siz hiç Moğol medeniyeti diye bir şey duydunuz mu ?. Bağdat kütüphanesi o zaman doğunun incisiydi. Bilim merkeziydi. Dicle nehri atılan kitapların mürekkebiyle günlerce koyu mavi olarak akıp gitmiştir. Bilgiler ve kurtulan bilim insanları batıya taşınmıştı. Artık doğu üstünlüğünü kaybetmişti. Batı ya da Avrupa üç asır sonrası ilerlemede atağa geçecekti. Yeryüzünde hiçbir şey tesadüf değildir. Doğu o zamandan bu yana belini doğrultamamıştır.

En çok etkilendiğim diğer olay ise ikinci dünya savaşıdır. Bu savaşın baş aktörü Almanya olmuştu. Hitler o zamanki Sovyetler Birliğini en büyük düşman olarak görüyordu. Alman gençleri kendilerine has el işaretleriyle bir araya geliyordu. Alman sanayisi güçlüydü. Zamanla toplumun büyük çoğunluğu Nazi fikirlerini benimsemişti. Hitler oldukça güçlü bir ordu kurmuştu. Özel gizli servisi aracılığıyla Alman halkını savaşa hazırlıyordu. Sovyetler ise Kızıl Orduya çok güveniyordu. Hitler neredeyse Avrupa’nın büyük bölümünü işgal etmişti. Artık Moskova önlerine gelmişti. Ne var ki başkente girememişti. O zaman adı Stalingrad olan şehre yönelmişti. Kızıl ordu burada ev, ev savunmasıyla tanınmıştı. Bu kanlı savaşta seksen beş milyon insan hayatını kaybetmişti. Nazi kampları insanlığa ibret olsun diye günümüzde gezilip görülüyor. Bu savaşın sonunda Almanya yenildi. Sovyetler Berlin’e girdi. İşgal ettiği ülkeleri blok halinde bir araya getirdi. Bu savaşın en hazin yönü 1915 yılındaki savaşta nöbet tutan bir askerin Lili Marlen başlıklı şiiridir. İkinci savaşta bir Alman sanatçı şarkı haline getirmişti. Cephelerdeki askerler her gün saat 22.00 de ilan edilmemiş ateş kes uygulamışlardı. Her gün saat 22..cephelerde silah sesi yoktu üç dakika şarkı dinleniyor ve ateş başlıyordu. Akşam olur mektuplar hasretlik söyler / Zagrep radyosunda Lili Marlen türküsü./ Siperden sipere ateş tokuşturanlar / Karanlıkta dem çeken İshak kuşu./ Dost ağlar karanfilim dost ağlar / Marş söylemeden bize ölmek yakışmaz/ Ve biz yine yıldızlara bakarız / Ve yıldızlar bize bakar./ Duadır baht olsun güzel oğlum /Hüriyet için dipçik tutan el dert görmesin. Atilla İlhan yazmıştı. Ahmet Kaya şarkı olarak söylemişti. Bir daha böyle kötülükler yaşanmasın dileğimle sohbetten dolayı zamana teşekkür edip ayrılıyorum.