Ağustos ayının o bildiğimiz boğucu sıcağında, şu an Salihli’nin ve Türkiye’nin dört bir yanındaki evlerde aynı telaşlı sahne yaşanıyor. Balkonlarda veya yemek masalarının üzerinde açık bilgisayar ekranları, ÖSYM sonuç belgeleri, uzun tercih kılavuzları ve havada asılı duran o ağır stres bulutu…

Bir yanda çocuklarının geleceğini güvence altına almak isteyen, "garanti meslek" arayışındaki kaygılı anne-babalar; diğer yanda değişen dünyanın hızına ayak uydurmaya çalışırken 18 yaşında "hayatının en büyük kararını" vermek zorunda hisseden gençler.

Gündüzleri uluslararası bir şirkette iş geliştirme müdürü olarak her gün onlarca CV okuyan, işe alım stratejileri yapan; akşamları ise terapi odasında gençlerin o sessiz çığlıklarını, beyaz yakalıların tükenmişliğini dinleyen bir psikolog olarak, o tercih masasına izninizle ben de oturmak istiyorum. Hem ailelerin hem de gençlerin gözünün içine bakarak, 2026 yılının gerçekliğiyle birkaç samimi tavsiyede bulunmak niyetindeyim.

Kıymetli Anne-Babalar; Rehber Olun Ama Direksiyona Geçmeyin

Çocuğunuzun iyiliğini, onun gelecekte ekonomik sıkıntı çekmemesini ve rahat bir hayata sahip olmasını istediğinizi çok iyi biliyorum. Bu, en doğal ebeveynlik refleksidir. Ancak şu an o tercih masasında çocuğunuzun kulağına fısıldadığınız şey onun geleceği değil, çoğu zaman kendi geçmişinizdeki korkularınız veya yarım kalmış hayalleriniz oluyor.

Bazen kendi gençliğimizde ulaşamadığımız o statüyü, doktorluğu, mühendisliği veya hukuku çocuğumuz üzerinden yaşamak isteriz. Ancak size iş dünyasının tam merkezinden, plazalardan çok net bir gerçeklik sunayım: Sizin "garanti" sandığınız o 1990'ların, 2000'lerin meslek şablonu artık yok. Bugün yapay zeka saniyeler içinde binlerce sayfalık hukuki içtihadı tarıyor, algoritmalar hastalıkları teşhis ediyor, yazılımcıların yerine kod üretiyor. Sizin ömür boyu geçerli sandığınız o diplomaların çoğu, önümüzdeki 10 yıl içinde şekil değiştirecek.

Elbette bu, çocukları o masada yapayalnız bırakın, ne halleri varsa görsünler demek değildir. Sizler anne-baba olarak hayatın zorluklarını, kendi tecrübelerinizi ve dünyanın ekonomik gerçeklerini onlara en doğru, en şeffaf şekilde anlatmalısınız. Göreviniz onlara rehberlik etmek, doğru yönlendirmektir; ancak "belirleyici" olmak değil. Pusula siz olabilirsiniz ama dümende onlar oturmalı.

Çocuğunuzu sevmediği, mizacına uymayan havalı bir "unvana" zorladığınızda ona iyilik yapmıyorsunuz. Onu; 30 yaşına geldiğinde ofiste panik atak geçiren, pazar akşamları pazartesi sendromuyla boğuşan ve hayatı boyunca "başkalarının hayatını yaşadığı için" mutsuz olan birine dönüştürüyorsunuz. Hayatın gerçeklerini saklamadan anlatın, ufuklarını açın, artılarını eksilerini önüne koyun ama o tercih listesinin son halini bırakın kendisi şekillendirsin. İnsanın kendi seçtiği yoldaki başarısızlık bile onu büyütür ve hayatı öğretir; ama başkasının zoruyla yürütülen yoldaki başarı, insana sadece tükenmişlik getirir.

Sevgili Gençler; Diploma Sizi Kurtarmayacak, Siz Kendinizi Kurtaracaksınız

Gelelim sana... O ekranın karşısında kafası karışık, ailesinin beklentileriyle kendi hayalleri arasında sıkışmış olan genç dostum.

Şu an omuzlarında "Öyle bir bölüm seçmeliyim ki hayatımın sonuna kadar rahat etmeliyim" baskısı var. Ama sana bir iş dünyası gerçeği söyleyeyim: Üniversiteye girdiğin gün ile mezun olduğun gün arasındaki o 4 yılda dünya öylesine değişecek ki, okulda öğrendiğin teorik bilgilerin bir kısmı sen diplomayı alırken eskimeye yüz tutmuş olacak.

O yüzden o tercih listesini yaparken "Hangi bölüm bana daha çok para kazandırır?" diye sorma. Çünkü biz yöneticiler mülakat masasında artık diplomaların üzerindeki altın yaldızlı üniversite isimlerine bakmıyoruz. Biz şuna bakıyoruz: "Bu genç kriz anında nasıl karar alıyor? Düştüğünde ne kadar sürede ayağa kalkabiliyor? Yeni bir teknolojiyi, değişen bir durumu ne kadar sürede öğrenip adapte olabiliyor?"

Üniversite bir meslek edindirme kursu değildir; üniversite, senin dünyayı nasıl okuyacağını, olaylara nasıl analitik yaklaşacağını öğreneceğin bir "zihin laboratuvarıdır". İster edebiyat oku, ister işletme, ister mekatronik mühendisliği... Eğer o yıllarda sadece vizelere çalışır, kendini sosyal, kültürel ve psikolojik olarak geliştirmezsen, o çok havalı diploman sadece sıradan bir kağıt parçası olarak kalır.

Tercih yaparken kendine şu soruları sor:

Birincisi, ben saatlerce rakamlarla ve verilerle uğraşmayı mı seviyorum, yoksa sahada insanlarla iletişim kurmayı mı? (Mizacını tanı).

İkincisi, hangi konuyu araştırırken, hangi işi yaparken zamanın nasıl geçtiğini unutuyorum?

Ve son olarak gelecekte makinelerin yapamayacağı, "insan" kalmamı gerektirecek hangi yetenekleri bu bölümde kazanabilirim?

Karar Sizin...

Tercih dönemi, hayatın size sunduğu ilk büyük yol ayrımıdır.

Aileler; tecrübelerinizle fener olun, yolu aydınlatın ama çocuklarınızı kendi korkularınızla kafeslemeyin.
Gençler; ailenizin tecrübelerini can kulağıyla dinleyin ama zihninizin ve hayatınızın komutasını yavaş yavaş elinize alma vaktinin geldiğini de bilin.

Unutmayın; sizi gelecekteki fırtınalardan koruyacak olan şey diplomanızın kalınlığı değil; iradenizin, karakterinizin ve aklınızın esnekliğidir. O tercih formunu onaylarken, başkalarının korkularını değil, ailenizin rehberliğinde şekillenmiş kendi cesaretinizi onayladığınızdan emin olun.

Yolunuz açık, zihniniz hür olsun.