Persler Anadolu’ yu sınırları içine kattıklarında boğazlara kadar gelmişlerdi. 2570 yıl önceydi. Onların gelmelerinden 200 yıl önce boğazın karşı tarafında dünyanın en güzel şehri Konstantinopolis kurulmuştu. Persler bu güzel şehrin tam karşısına boğazın diğer tarafına yerleşmişlerdi. İşgal ettikleri yeni yerlerden elde ettikleri vergileri ve ganimetleri burada biriktiriyorlardı. Buraya HRİSOPOLİS demişlerdi. Pers dilinde Altın Şehir anlamına geliyordu. Güneş batarken yansıyan güneş ışınları yapıların duvarlarına altın rengi veriyordu. İki durum da şehrin ismine altın denmesini tamamlıyordu. Zamanla Pers dilinde kalkan, menzil, geçit yeri, toplanma yeri anlamına gelen Esküdar , sonrada kalkan anlamına gelen Sükürdar demişlerdi isim evrile, evrile günümüze kadar şimdiki halini almıştı. ÜSKÜDAR..

Bu güzel şehir, tarihin bütün dönemlerinde Asya’ya yapılacak seferler için, savaşlar için toplanma yeri olarak kullanıldı. Karşısındaki şehri almak için gelenlerde öyle. Osmanlı bu amaçla Selimiye kışlasını yaptırmıştı. İnsanlar gibi şehirlerde , eserler ,edebiyat, sanat, müzik biriktirirler. Boğazın ortasındaki Kız Kulesi şehirde olan ve yaşanan her şeye tanık olmuştu. Çok ilginç hayatları belleğinde yaşamaktadır. Bu şehir Padişah eşlerinin, Hanım Sultanların ismini taşıyan camileriyle de bilinir. Valide Atik Sultan, Mihrimah Sultan , Gülfem Hatun, Hesna Hatun bu şehirde isimlerini sonsuzlaştırmışlardı. Bu şehir bu anlamda kadınlar şehridir. Şehrin son Belediye Başkanının da bir kadın olması tesadüf değildi. Sinem Dedetaş.

Sinem Dedetaş, aslen Eskişehirliydi, İTÜ Gemi inşaat Mühendisliğini bitirmişti. İBB de Şehir Hatları Genel müdürü olarak görev aldı. Dünyaca tanınan rengini, boğaz martılarından alan, sarı beyaz renklerini taşıyan vapurlarını canlandırdı. Haliç tersanesinin yerine AVM yapılmasını engelledi. Deniz taksilerini tasarladı ve üretti. Başkan olduğunda TUGVA, TURGEV, ENSAR adlı vakıflara verilen 26 taşınmazı geri aldı. Buraları halkın hizmetine açtı. Deniz kıyısındaki ruhsatsız bütün yapıları yıktırdı. Her sabah işine gitmeden önce Üsküdar sokaklarında insanlarla kucaklaşırdı. Esnaf ve diğer ticari kuruluşları ziyaret ederek sorunlarını dinlerdi. Bir çok belediye başkanı gibi sabaha karşı operasyonla evinden alındı. Göz altına alınan diğer Belediye Başkanları gibi tutuklandı. Çok sevdiği insanlarla kucaklaşması engellendi.

Ertesi günü tüm Üsküdarlılara, insanlara, insanlığa şu mesajı iletmişti. ’’Sevgili komşularım bu sabah yanınızda olamasam da her sabah olduğu gibi, bu günde aklım kalbim Üsküdar sokaklarında. Tüm çalışma hayatımı gözden geçirdiğimde, olmaya hak etmediğim yer elbette nezarethane değildi. Ama sağlığım yerinde çok şükür. Sizlerin de vermiş olduğu destekleri avukatlarım iletiyor. Gerçekten çok mutlu oluyorum. Sizden haber almak, destek almak, moral veriyor. En yakın zamanda görüşmek ümidi ve sevgilerimle ‘’

Ertesi günü binlerce Üsküdarlı meydanlarda buluşmuşlardı. Duyguları, başkanlarına karşı çok olumluydu. Böyle olayları çok az yaşayan ülke olarak, insanlardaki anlayış ve davranışların değiştiği bir gerçek. Çok düşündürücü ve olumluluğa doğru yola çıkılmış gibi. Yeni halk liderleri ortaya çıkmaya başlıyordu. Alçak gönüllü ve ülkesine cumhuriyete inanmış insanlarımızın, başkanlarımızın olduğuna tanıklık ediyoruz. Gözaltılar, hapishaneler yeni insanlarımızın ortaya çıkmasını öğretirken kimilerinin de yok olup gittiklerini görüyoruz. Sinem Dedetaş kendinden çok emin ve ülkesini seven bir lider olma yolunda yürüyecektir. Bundan çok eminim. Kendisi için toplanan Üsküdarlılara şu mesajı iletmişti. ‘’Beni merak etmeyin. Sizin oylarınızla seçildiğim , sorumluluklarımı layıkıyla yerine getirdiğim için şu an yanınızda olamıyorum. Sükunetim sizin sesiniz olsun. Her bir vatandaş bir lider gibi sorumluluk alarak kendi özgür iradesine ve Cumhuriyete sahip çıksın. Burası Türkiye Cumhuriyeti kimsenin babasının malı değil İhanet eden bedelini ödeyecek. Bu operasyonların siyasi olduğunu hepimiz biliyoruz. Benim durduğum yerde durmaktan çekinenler olabilir. Ama ben bir Cumhuriyet kadını olarak dimdik ayaktayım, korkmuyorum..’’

Bu toplumsal olayların iyi yanları da vardı. İnsanları tanımış olmamıza yardımcı oluyordu. Bundan böyle her seçilen, her aday gösterilenin yeterli olmadığını gördük, yaşadık, Adaylarla ilgili daha başka ölçülerimiz de olmalıdır. İki darbede de tutuklu kalan, işkence gören, meslekten beş yıl uzaklaştırılan biri olarak, S. Dedetaş’ın düşüncelerine harfiyen katılıyorum. Hayat hızla akıp giden ve ne olursa olsun sonuna doğru ilerleyen geçici bir yolculuktur. Karşılaştığımız zorluklar, içimizi kemiren dertler veya bizi yıpratan anlaşmazlıklar, zaman karşısında asla kalıcı değildir. Bu dünyadaki her şeyin bir gün bitecek olması aslında insanı rahatlatan ve özgürleştiren en büyük gerçektir.