İnsan dünyayı ne kadar dolaşırsa dolaşsın, vitrinine hangi unvanları dizerse dizsin, içindeki o görünmez pusula dönüp dolaşıp her zaman köklerinin olduğu yeri gösteriyor.
1992 yılında bu şehirde doğdum. Sardes’in o sessiz tarihine bakarak, Kurşunlu’nun havasını soluyarak, Sevgi Yolu’nda volta atıp sokaklarında dizlerimi kanatarak büyüdüm. Salihli bana çok sağlam bir temel, samimi bir Ege kimliği verdi. Lise yılları bittiğinde ise insanı, toplumu ve dünyanın nasıl işlediğini anlama arzusuyla yuvadan uçma vaktim gelmişti.
Üniversitede Psikoloji eğitimimin yanına Halkla İlişkiler ve Reklamcılık lisansını da ekledim. Mezun olduğumda içimdeki ilk ses beni yine bu topraklara çağırdı. İki yıl boyunca Salihli’de psikoterapist olarak çalışıp kendi insanımın derdini dinleme fırsatı buldum. Ardından hayat beni kısa ama çok keskin bir tecrübeye, askeriyeye savurdu. Bir süre subay olarak görev yapıp; kriz yönetimini, stratejik düşünmeyi ve olaylara o soğuk, analitik "devlet aklıyla" bakmayı öğrendim. Elbette bu süreçte de, sonrasında da pusulam hep Ebedi Başkomutanımız Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aklı ve bilimi işaret eden aydınlık yolu oldu.
Askeriyeden sonra rotamı asıl kaosun merkezine, İstanbul’a çevirdim. Bugün burada, dışarıdan bakıldığında yorucu ama insan doğasını tüm çıplaklığıyla okuyabildiğim, merak uyandıran çok şapkalı bir hayatın içindeyim.
Bir yandan uluslararası bir kurumda İş Geliştirme Müdürü olarak görev yapıyor, plazaların o rekabetçi dünyasında stratejiler yönetiyorum. Büyük şirketlerin sahnelerinde konuşmacı olarak yer alıyor, ulusal dergi ve gazetelerde köşe yazarlığı yapıyorum.
Fakat beni asıl besleyen, madalyonun o görünmeyen diğer yüzü... Gündüzleri plazaların en üst katlarında beyaz yakalıların krizlerini yönetirken, akşamları terapi odamda bambaşka iki dünyaya kapı aralıyorum: Bir yanda Almanya, Hollanda, İsviçre gibi ülkelerden bağlanan ve Avrupa'nın o soğuk refahı içinde "aidiyet sancısı" çeken gurbetçi danışanlarım; diğer yanda milyonların hayranlıkla dinlediği o isyankar, "niş" rap sanatçılarının kimsenin bilmediği o derin ve kırılgan zihin dünyaları...
Plazalardan gurbetçi evlerine, oradan da rap stüdyolarına uzanan bu baş döndürücü trafik bana tek bir şey öğretti: Üzerinizde pahalı bir takım elbise de olsa, lüks bir Avrupa şehrinde de yaşasanız, milyonların dinlediği bir sahneye de çıksanız; zihninizi yönetemiyorsanız, günün sonunda aynı boşluğa düşüyorsunuz.
İşte ben, birbirinden bu kadar farklı dünyalardan süzdüğüm devasa bir gözlem havuzuyla, insan zihninin arka odalarından biriktirdiğim tecrübelerle, kelimelerim aracılığıyla o dizlerimi kanattığım sokaklara geri dönüyorum. Bugünden itibaren Sektör Gazetesi ailesinin bir ferdi olarak bu köşede sizlerle buluşacağım.
Peki biz burada ne konuşacağız?
Sizi sıkıcı psikoloji teorilerine, kitabi cümlelere boğmayacağım. Türkiye'nin o yorucu, sürekli değişen gündemini, Salihli'deki yerel hayatımızla harmanlayacağız. Ülkedeki ekonomik çalkantıların esnafın dükkanına, bizim akşam soframıza nasıl yansıdığını konuşacağız. Yurt dışına gitmek isteyen gençlerimizin arayışlarını, sosyal medyanın zihinlerimizi nasıl hacklediğini, değişen insan ilişkilerini yazacağız.
Ulusal ve yerel olaylara; uluslararası bir yöneticinin stratejisiyle, eski bir subayın analitik aklıyla, ama en çok da bu şehrin çocuğu olan birinin samimiyetiyle yaklaşacağız.
Çünkü biliyorum ki; bir şehrin ve bir ülkenin en büyük gücü binaları değil; fikri hür, vicdanı hür, psikolojik olarak sağlam bireyleridir.
Köklerimin olduğu bu topraklara yeniden "Merhaba" demek benim için tarifsiz bir onur. Her hafta bu köşede buluşmak dileğiyle...
Hoş buldum Salihli!