MEB’in e-Kayıt usulsüzlüklerinin önüne geçmek için getirdiği adres doğrulama zorunluluğu, okul kapısındaki torpil krizini çözerken karşımıza başka bir acı gerçeği çıkarıyor: Çocuğunuzun geleceği, doğduğu semtin tapu değerine mi bağlı?

Geçtiğimiz günlerde Milli Eğitim Bakanlığı, her yıl okulların açılmasına yakın patlak veren o meşhur "adres krizi" için radikal bir adım attı. Artık e-Kayıt sisteminde sıkı bir adres doğrulama zorunluluğu var. Amaç son derece net ve kağıt üzerinde oldukça haklı: Yıllardır "başarılı" kabul edilen devlet okullarına çocuğunu kaydettirmek için sahte ikamet gösterenlerin, torpil koşturanların ya da sistemin açığını bulanların önüne geçmek.

Öncelikle eğri oturup doğru konuşalım. Sistemdeki usulsüzlükleri engellemek, torpille veya kural dışı yollarla başkasının hakkını gasp edenlerin önüne geçmek dijital ve adil bir devlet anlayışının gereğidir. Yıllardır kapı komşusu olduğu okula kontenjan dolduğu için çocuğunu gönderemeyen, sırf birileri araya hatır koydu diye mağdur olan velilerin ahı az değildi. Bu açıdan bakıldığında, adrese dayalı sistemin suiistimal edilmesini önlemek takdir edilesi bir hamle.

Ancak meselenin diğer yüzüne baktığımızda, madalyonun arkasında çok daha derin ve vicdanları yaralayan bir tablo beliriyor. Sorun şu ki; biz bu sistemle usulsüzlüğü engelliyoruz ama "iyi eğitime erişim" hakkını tamamen evinizin posta koduna hapsediyoruz.

Peki, ne olacak şimdi? Şehrin imkanları kısıtlı, laboratuvarı olmayan, sosyal alanı yetersiz, öğretmen kadrosu sürekli değişen bir semtinde oturan ailenin çocuğu ne yapacak? O çocuğun "iyi bir okulda" okuma hayali, sırf babasının kirası daha ucuz bir mahallede diye tamamen ortadan mı kalkacak? Eğitimde fırsat eşitliği dediğimiz şey, piyangodan çıkan bir ev adresi midir?

Görünen o ki, yeni kurallarla birlikte iyi okulun etrafındaki mahallelerde kira fiyatları ve ev satış bedelleri şimdiden uçuşa geçti. Yani iyi eğitim, sahte ikametgah düzenleyen usulsüzcülerden alındı; ama bu kez de sadece yüksek kira ödeyebilen zenginlerin erişebildiği bir ayrıcalığa dönüştü. Parası olan o semtten ev kiralayıp çocuğunu "iyi okula" yazdıracak, dar gelirli ise kendi kaderine terk edilmiş mahalle okuluna mahkum kalacak.

Eğitimdeki temel problemimiz adreslerin doğruluğu değil, okullar arasındaki uçurumdur. Eğer bir ülkede A mahallesindeki devlet okulu ile B mahallesindeki devlet okulu arasında dağlar kadar nitelik farkı varsa, velileri adres değiştirmeye zorlayan asıl sebep işte bu eşitsizliktir. Siz adresi ne kadar doğrularsanız doğrulayın, okullar arasındaki kalite farkını kapatmadığınız sürece adil bir sistem kurmuş olamazsınız.

Bir çocuğun nitelikli bir eğitim alması, doğduğu ya da büyüdüğü semtin şansına bırakılamaz. Çözüm, her çocuğu kendi mahallesindeki okula hapsetmek değil; her mahalledeki okulu, her çocuğun hakkı olan o yüksek standartlara ulaştırmaktır. Aksi takdirde yaptığımız şey eğitimde adalet sağlamak değil, sadece imtiyazın şeklini değiştirmek olur.