Bazen bir hikaye ye başlamak kolay olmaz, nereden başlayacağına karar veremezsin.. Üstelik yedi yüz yıl süren bir imparatorluğun hazin sonundan sonra neler olabileceğinin belirsizlikleri çok olursa. İki arkadaş ‘’Hareket Ordusu’’ örgütlenmesi sırasında tanışmışlardı. Yer sofrasında yedikleri akşam yemeği sırasında konuşmuyorlardı. Çok önceden neler yapılacağı konusunda anlaşmışlardı. Gece geçmek bilmemişti. Arkadaşı, hüzünlü bir İstanbul sabahında boğazdaki gemiye ulaşmıştı. Diğeri O’nu uğurladı ve varış haberini beklemeye başladı. Nihayet haber geldi. O’da önce Bandırma’ya oradan da görmesi gerekenleri görüp tren yoluyla savunma hattının kurulmasını uygun gördükleri şehre hareket etmişti.

Ülkeyi batıdan işgal etmeye çalışan askeri güçlere karşı direnilecek en uygun yerleşim yeri olarak şehrimiz seçilmişti. Burada para vardı. Silah vardı. Dağlarda silahlı efeler vardı. Küçük te olsa direnmek için bir araya gelenler de olmuştu. O sırada şehrimizde on bine yakın insan yaşıyordu. Türklerden başka az sayıda Rum ve çok az sayıda da Museviler bulunuyordu. Şimdiki Atatürk mahallesinde Kilise, Acısu sokakta da Havra hizmet vermekteydi. Şimdiki Atatürk heykelinin olduğu yerde çiftlik evinde Teşkilat-ı Mahsusa başkanının kardeşi kalıyordu. Şehrimize gelen misafir doğruca oraya gitti. Para ve silahlar buradaydı. Gerekli talimatları verdi. Buradan Anadolu’ya geçti. Samsun’a varanlarla Amasya’da buluştular.

İki arkadaşın aldığı karar şöyleydi. İşgalcileri bu güzel şehir, en az iki yıl durdurmalı. Bu zaman içinde heyet, Anadolu kongrelerini gerçekleştirmeli, Millet Meclisi kurulmalı, açılmalı, çalışmaya başlamalı ve düzenli ordu kurulmalıydı. Şehrimizin batısında kurulan cepheye, çevreden, köylerden, savaşacak gençler toplanmıştı. Bu cephede görevlendirilen komutan da gelmişti. Savaşcı bir Kuvayı Seyyare ordusu kurulmuştu. Kısa zamanda bölgeye hakim olan ordu, işgalcilere geçit vermiyordu. Bu orduya katılan topçu okulu subayı yanında getirdiği toplardan birini Bozdağ eteklerine, diğerini Bintepelere koymuştu. Böylece top atışlarıyla Sart tarafından gelen saldırıları azaltmışlardı. O zaman savunma yeri olarak Gölmarmara yakınındaki Kan Boğazı denilen yerde cephe kurulacak ve işgalciler karşılanacaktı.

Tabi ki işgalciler ve işbirlikçileri de boş durmuyordu. Anadolu da isyanlar çıkararak genel kurtuluş fikrini ve amacını zayıflatmak istiyordu. Bolu ve çevresinde Abaza isyanı başlamıştı. Seyyar kuvvetler oraya yönlendirildi. İsyan bastırıldı. Kan boğazı cephesi de geçit vermemişti. Daha sonra Yozgat isyanı oldu. Seyyare komutanını Ankara’ya çağırdılar ikna etmekte zorlandılar ama Seyyare bu defa da Yozgat’a gidecekti. Kuvvetler Yozgat’tayken Kan Boğazı cephesi düştü. Şehrimiz 24 Haziran 1920 de işgal edildi. Ancak Kan Boğazı mevkinde makinalı tüfek kullanıcısının kahramanlığı günümüze kadar gelmişti. Direniş İki yıl hedeflenmişti ancak bir yıl üç ay sürmüştü, başarılıydı ve hedeflerin gerçekleşmesine yetmişti. Şehrimizin direnişine katkısı olan, bu uğurda canlarını verenlere rahmet diliyorum. Saygıyla eğiliyorum. Şehrimiz, aslında kurtuluş savaşının gerçekleşmesini sağladı ve başarılı olmasının temelini attı. Bu durum basit bir olay değildi. İki arkadaşın karar verdiği hedeflere bu sayede ulaşılmıştı. Bu nedenle kurtuluşun yolunu şehrimiz açtı. Bu konuda bir çok tarihçi böyle düşünüyor. Şehrimiz açısından bu durum onur vericidir. Şehrimizin bu özelliğinin yeterince anlatılmadığı kanısındayım. Her yıl yapılan kurtuluş haftası kutlamalarına insanlarımızın bilgilenmeleri için paneller ve toplantılar yapılmalı. Bu konuda yerel konuşmacılar seçilmeli. Şehrimizde bilgisi olan insanlarımız oldukça var.

Her yıl şehrimizin kurtuluş günleri anılır törenler yapılır. Konuşmacıların kahramanlık dolu nutukları dinlenir. İnsanlar heyecanlanır. Konuşmacıların tam karşısındaki parka ismi verilen insan kimdir? Şehrimize ne gibi bir yararı olmuşta bir parka ismi verilmişti.? Bence ismi daha güzel yerlere de verilebilirdi. Fevzi Tüzünalp, şehrimizin savunmasında yüksek yerlere koyduğu topları ve yaptığı taciz atışlarıyla işgali geciktirdi başarı sağladı. Amaca ulaşmakta katkısı büyüktü. Kurtuluş gerçekleştikten sonra memleketi olan Erzurum’a gitmemişti. Şehrimizde kalmıştı. Soyadı yasası çıkınca Salihli Belediyesine dilekçe vererek soy adımın ne olacağına belediye meclisi karar versin demişti. Meclis , şehrimizin savunmasında büyük katkısı için teşekkür ettikten sonra soy adının Asil, Soylu, Savaşçı anlamına gelen Tüzünalp olmasına karar verdi.

Kan boğazındaki mücadele sırasında makinalı tüfeğinin namlusu şiştiği için susmuştu. Cephe yarılmıştı. Yakalanan İzzet, balkan savaşları sırasında öğrendiği Rum diliyle işgalcilere sözlü sataşmıştı. Esir alınan İzzet Atina’da bir kampta tutuldu. Lozan barışıyla şehrimize ve köyüne geldi. İşkenceler sırasında gözleri görmez olmuştu. Köyünde altı yıl kadar yaşadı. Ve bu dünyadan göçüp gitti.. Bu zaman içinde ne devlet nede yetkililer arayıp sormadılar. Tarihçi bir bilim insanı mezarını buldu. Şöyle bir kitabe yazdırdı. AZİZ ZİYARETÇİ ‘’Milli mücadele kahramanlarından İzzet Çavuş burada yatıyor. 24 Haziran 1920 de Yunanlılar ileri harekata geçtiklerinde, Kan Boğazı, Pazarköy, Bin tepeler hattını tutan Türk birlikleri arasında yer alan İzzet Çavuş makinalı tüfeği arızalanınca esir düşerek Atina’ya gönderildi. Savaş sonunda esir mübadelesiyle Poyraz Köyü’ne dönmüş, kısa zaman sonra vefat etmiştir.’’

Kurtuluş gerçekleşti. İki arkadaş arasında ülkenin yönetimi konusunda görüş ayrılığı oldu. Uzun bir beraberlik son bulmuştu. Bir çok arkadaşıyla birlikte sürgüne gönderildi. Türkiye Cumhuriyeti günümüze kadar geldi.