Ocak ayının yedinci günüydü. On bir ton uyuşturucu taşıyan Panama bandıralı bir gemi Akdeniz’in ortasında Türk SAT komandoları tarafından durdurulmuştu. Operasyon başarıyla tamamlanmıştı. Gemiye ve yüküne el konulmuştu. Bu olay derin kuruluşları, terör örgütünü ve mafya arasındaki yasa dışı ilişkileri ve bağlantılarını derinden sarsacaktı. Takvimler 1993 yılını gösteriyordu. Bu yılın nasıl geçeğini ve hangi olaylara neden olacağını o anda bilmek mümkün değildi. Bu olaydan sonra toplumsal ve siyasi olaylar açısından karanlık bir yıl olacaktı. Hiçbir zaman unutulmayacak olaylar arka arkasına yaşanacaktı. Siyasi cinayetler ve terör güneşi esir almışlardı. Olayların çoğu aydınlığa kavuşmamıştı.
‘’Bir Pazar sabahında Ankara kar altında, zemheri ayazıydı. Yaz güneşi koynunda, ucuz can pazarıydı. Kalemin düştü kana. Zalimler pusudaydı bedenim paramparça. Çevirdim anahtarı apansız ölüme. Şarapnel parçaları saplandı ciğerime, isimsiz korkuları katmadım yüreğime. Bembeyaz doğruları yaşadım ölümüne. Uğurlar olsun, uğurlar olsun. Hüzünlü bulutlar yoldaşın olsun. Bir keskin kalem, bir kırık gözlük, yürekli yiğitlere hatıran olsun ‘’Ağıtıyla Selda Bağcan acı olayı duyurmuştu. Keskin ve korkusuz kalemiyle tanıdığımız Uğur Mumcu öldürülmüştü. Terör örgütü, uyuşturucu bağlantıları üzerine çalışıyordu ve bir rapor yazarak ilgili kuruluşlara verecekti. Ömrü yetmemişti. Takvim 24 Ocak 1993 ‘tü. Olay karanlıkta duruyor.
Kişiliği ve devlet bürokrasisindeki etkin rolüyle tanınmıştı. Bakanlık görevine kadar gelmişti. Sorunlara yaklaşımı ve çözüm yollarını göstermesinden dolayı O’na ‘’Harika Çocuk’’ denmişti. Trafikte gayet dikkatliydi. Yoğunluk olmaması nedeniyle gece yolculuğunu tercih ederdi. Ankara’dan İstanbul’a giderken Bolu yakınlarındaki otobanda Mercedes marka arabayla çarpıştı. Olay yerinde kendisi, eşi vefat etmişti. Kızı yaralı olarak hastaneye kaldırıldı. Bitkisel hayattayken kısa zamanda öldü. Oğlu Cihan çarpışma sırasında araçtan fırladı ve sağ kurtulmuştu. Alt yapı ihmali, Eksik uyarı nedeniyle kaza olduğu resmi kayıtlara geçmişti. Yanından hiç ayırmadığı çantası vardı. Çantasında ‘’Enflasyon ve mucize formül ile Kürt sorunun çözümüne yönelik bir rapor ve Demokratikleşme proğramı vardı. Kaza sonunda çanta bulunamamıştı. T.Özal’’ Sanki çocuğumu kaybettim demişti. Adnan Kahveci ‘nin ölümüyle ilgili karanlık sürmektedir. 5 Şubat 1993
İncirlik hava üssünden . ABD nin ‘’Çekiç Güç’’ dediği birlikleri havalanarak terör örgütüne silah ve erzak taşıdığını açıklamıştı. Çekiç Güç’e baştan beri karşıydı. Kürt sorunu çözümüne farklı düşünen, farklı yaklaşan ve çözüm önerileri olan bir askerdi. Bir yıl önce Irak’ın Selahaddin şehrine giderken helikopteri taciz edilmişti. Bu bir uyarıydı. Göz dağı verilmek istenmişti. Çevresinde geniş bir asker grubu vardı. Onlarda terör sorununun çözülmesinde fikir birliği içindeydiler. Ankara’dan Diyarbakır’a gitmek üzere havalanan uçağı Ankara Yeni Mahalle yakınlarında düşmüştü. Uçakta çalışma arkadaşları da vardı. Hepsi ölmüştü. Düşme nedeni buzlanma olarak rapor edilmişti. Olay sonunda uçağın enkazını bir hurdacıya satmışlardı. Askeri geleneklerde böyle bir uygulama yoktu. ABD güçlerinin ülkemizden çıkarılması, terör örgütü, uyuşturucu ve karanlık güçlerin işbirliğinden rahatsızlığını kamu oyu biliyordu. Eşref Bitlis Jandarma Genel Komutanı. Olay karanlıkta duruyor. Takvim 17 Şubat 1993
Aynı yıl içinde Eşref Bitlis’in öldürülen General arkadaşları Diyarbakır’da Bahtiyar Aydın, bölgede halka yakın, şiddete ve teröre karşı bir asker olarak biliniyordu. Adana Temel Cingöz, Mardin Rıdvan Özcan, Tunceli Kazım Çillioğlu. İntihar etti diye rapor verilmişti. Mezarı açıldı öldürüldüğü tespit edildi. Binbaşı Cem Ersever Uyuşturucu ticareti, Terör örgütü ve derin devlet yapılanmasından söz etmişti.
Dönemin Cumhurbaşkanı Turgut Özal ülkemizde şu an zayıf olsa da o zaman yaşadığı terör örgütü sorunu üzerinde çalışıyordu. Örgüt lideri o zaman Suriye de Şam’ da idi. Basın açıklaması yapacaktı. Türkiye’den gazetecilerde yoldaydı. Özal görüşmek için Sırrı Sakık la Hatip Dicle yi görevlendirmişti. Sorunu çözmek gerektiğini biliyordu. Açıklama hazırlığı sırasında Özal’ın ölüm haberi gelmişti. Örgüt lideri ‘’ Özal’ı öldürdüler ‘’demişti.
Bu ölümlerin bir birinin arka arkasına olması tesadüf olamazdı. Bu olaylardan sonra terör örgütü sanki bir alan yaratılmış gibi azgın eylemlerine hız vermişti. Bu yazımda olayların sadece başlıklarını veriyorum. Olayların tamamı karanlık yıl olan 1993 te gerçekleşmişti. Bingöl Elazığ yolunda 33 asker kurşuna dizildi. Hepsi silahsızdı ve güvenlik araçları yoktu. Şırnak karakol baskını 16 er şehit. Elazığ Başbağlar köyü 33 köylü kurşuna dizildi. Sivas Madımak Oteli yangını 35 kişi yazar, şair ve sanatçı yakılarak öldürüldü. Van Bahçe Saray yaylası 22 si çocuk 26 kişi öldürüldü. Van Yeni Gün otel yangını 11 kişi öldü. Bitlis te taranan otobüste 15 kişi hayatını kaybetti. Karanlık yıl 1993 bir daha yaşanmasın tabi ki. Ancak M.Akif şöyle diyor. ‘’Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar. Hiç ibret alınsaydı tekerrür eder miydi ?’’
Bu yazımda olaylarla ilgili hiç yorum yapmadım. Hayat en büyük öğretmendir. Meydanlarda ip atanların şimdi farklı düşünmeleri iyi bir gelişme. Her vatandaşımız durumu anlamaya çalışmalı dededen kalma düşüncelerle yeni dünyayı anlamak çok zor. Şimdiki çözüm olayını bir sıyası tahvil haline getirmemek önemli. Zaten bu örgüt görevini yapmıştır. Dünyada ayakta kalan tek örgüttür. Miyadını doldurmuştur. Küçümsemekte bir zafer havasına girmekte tehlikelidir. Bu sorunu çözmek kadar adaletin ve hukukun üstünlüğünü tesis etmekte hayati bir sorunumuz olmalıdır.