Neydi hayat; güvenmek mi? Sevmek miydi yoksa… Herkes kaç kişiydi…Mutlu muydu onlar da kendi dünyalarında acaba? Yoksa bunların hepsi bir mutluluk oyunundan oluşan sahte şen kahkahalar mıydı? Senin gördüğünle benim yaşadığım o kadar başkaydı ki…
Sevmek , güvenmek, ilgilenmek hepsi bu değil miydi sen ne istedin. Ama hep rol yapmak zorunda bırakıldın çünkü hayatta hep bir başınaydın. Gözyaşlarını koynuna saklayarak yaşadın sen, tek başına yattığın en geniş yatağında.
Ama olmadı değil mi? Hiçbir şey yerine oturmadı. Hep içinde bir boşluk vardı. Sanırım anladın bunu…Aslında yaşamak; hep bir yere , o bilmediğin en büyük güce varmaktı.
Kadınlar, güzellikleriyle büyüleyen gayrete aşık, işinde fedakar kadınlar. Hastalıklarında bile sorumluluklarını bilen, kendi sağlıklarından çok etrafını düşünen işine odaklı kadınlar. Dokundukları çöllerden, sonsuz pınarlar yaratan, umutlu kadınlar. Bedenleri tükenip giderken bile, işine sahip çıkan; bir iyilik uğruna canını hiçe sayan kadınlar.
Eğitimde öncü , siyasette dimdik kadınlar…
Ülkemin en paha biçilmez köşelerinde, eriyip yitip giden kadınlar. Bağda , bahçede, evde, okulda, belediyede, mecliste her yerde başarının mimarıdır onlar. En önemlisi de en büyük değerleri dünyaya getiren; bir ulusun kaderini belirleyen evlatları doğuran, eli öpülesi analardır onlar.
Senin olduğun yerdir cennet
Varlığın her daim güç, kuvvet.
Ülkemin tüten çatısı.
Sermayesidir, yüreğinin sıcaklığı.
Bedenin sağlıkla dolarken
İçinde hep neşen olsun.
Yayıldığın her alanda, şansın bol olsun.
Mutlulukların anahtarı
Kalplerin ilacı.
Her tarafta sevgi tohumları
Eker durur, yarınlara en güzel umutları.