1959 yılında Manisa’nın en uzak köşesinde, Demirci’nin İcikler Köyü’nde başlayan hayat yolculuğum, köyümün toprağından, lise yıllarımın Salihli atmosferine, oradan Bursa Eğitim Enstitüsü’nün o çetin günlerine uzandı. Van Erciş’ten başlayıp Beyoğlu’nun tarih kokan sokaklarına, ardından medeniyetin baş şehri İzmir’in deniz kokan sokaklarına kadar süren bu öğretmenlik serüveni, benim için sadece bir meslek değil, bir "insan yetiştirme" sanatıydı.
Hayatımın tam 19 yılını, bir ekol ve bir üniversite olarak gördüğüm Bornova Anadolu Lisesi’nde geçirdim. Bal, sadece bir okul değil; öğrencisiyle, velisiyle ve öğretmeniyle hayata dair en kıymetli derslerin alındığı bir ocağın adıydı. O güzel insanların arasında edindiğim tecrübeler, bugün kalemimi besleyen en büyük hazinelerden biri oldu.
"Okumak ve yazmak..." Bu ikili, içimde hiç sönmeyen bir ateş: Yazdıkça rahatlıyor, okudukça dünyaya yeniden tutunuyorum. Öyle ki, yeni tanıştığım biriyle yarım saat sohbet ettiğimde, "Şimdi siz bu söyleşimizden bir şeyler çıkarıp yazarsınız," dediğinde, kendimi hayatı hep bir gözlemci titizliğiyle okurken buluyorum...
"Düş Yolculuğu" ile başlayan, Sevdalı Öyküler, Okullu Öyküler, Türkiye Yazıları, Mavi Yürekli Öyküler ve Bir Fotoğrafın Hatırası ile devam eden bu serüven, hayat hakikatimden süzülen yedinci durağım olan Biraz Sevda Biraz Kavga adlı biyografik romanımla devam etti ve bu serüven devam edecek. Bu eser, sadece bir hayat hikâyesi değil, bir eğitimcinin yaşadığı zamanla, toplumla ve kendi iç dünyasıyla hesaplaşmasının samimi bir kaydıdır. İçinde sevda da var, kırgınlık da mücadele de. Çünkü biliyorum ki hayat, biraz sevda, biraz kavgadır.
Bugün, yaşanılan siyasal atmosfer, ah eski günler dedirten nobranlık "hür düşünceli, hür vicdanlı" nesillerin yetişmesi için verdiğimiz emeğin bazen gölgelendiği bir zamana denk geldiğini görünce bu vaziyet içimi çok acıtıyor. Aziz Atatürk’ün işaret ettiği o aydınlık hedefi hatırladıkça yüreğim parçalanıyor. Ancak yine de inanıyorum, insanın kendini yenilemeyi bıraktığı yerde karanlık başlar. Benim kalemim, o karanlığa karşı inatla mavi mürekkebiyle ışık tutmaya devam edecek.
Otuz yedi yıllık eğitimcilik yaşamımda olduğu gibi, yine aynı kararlılıkla hak, hukuk ve hürriyetin ekmek kadar aziz olduğu günlerin umuduyla buradayım. Dilerim, aydınlık günlerin coşkusunu hep birlikte yaşarız.
Okumaya, düşünmeye ve yazmaya devam ederek, insan olma erdemini yüceltmek dileğiyle.
Köşemin adı: MAVİ MÜREKKEP. Neden “mavi mürekkep?
"Mavi, benim için sadece bir renk değil, yaşanmışlıkların ve umudun birleştiği o derin denizin adıdır. Kalemimin ucundan dökülen her sözcük, sayfalarda mavinin dinginliğiyle hayat bulur. Bu isim, otuz yedi yıllık eğitimcilik serüvenimde biriktirdiğim tecrübelerin, hüzünlerin ve sevdanın en samimi yansımasıdır. Çünkü benim kalemimin mürekkebi de hayata dair hakikati, vicdanı ve hür bir ruhu simgeleyen o maviden damlar."
Dostça kalın.