
Bazı insanlar yaşarken yazar, bazıları biriktirir, taşacağını anladığı an yazar.
Sanırım ben ikinci gruba aitim.
İliklerime kadar işleyen mekânın ruhu, anda kalma isteğimin zirveye ulaştığı yerler.
Modern hayatın bitmek bilmeyen yarışına karşı patikanın tempolu ritmi…
Uzaklardan alıp getirdiği yalnızlığı taşlara serpiştiren rüzgârın, kırık bir sütunun gölgesine sığındığı saatler.
Bazı kentler adım attığın an hikâyesini anlatmaya başlar tarihin sesi şah damarında yankılanır.
Bu coğrafyada insan şunu öğreniyor, doğa, seni kabul etmek zorunda değilim; sen bana uyum sağlamalısın der.
Likya kolay bir coğrafya değil. Dağlar geri adım atmaz, vadiler kolay geçit vermez, denizi sert bir sınır çizer sana altın tepside sakinlik sunmaz.
Şu ana kadar Likya Birliği kentlerinin tamamına yakınını gören biri olarak beni en fazla etkileyen, derinden yaralayan, durmadan geri çağıran, unutamadığım bir kent var.
İçine çeken farklı bir ruh, bırakmayan, durmadan kendini hatırlatan.
Önce yaralayan sonra esir alan.
Sonra da açtığı yarayı sarmak için fısıldayarak geri çağıran.
Bu kentle ilgili; Pers kuşatmasını yazan ilk cümleleri okuduğum zaman bana tarih gibi gelmişti, adım attığım an bunun salt tarih veya zaman olmadığını fark ettim. Bir iradenin ağırlığı beni santim santim kuşatmaya başlamıştı.
Orada yürürken şunu hissediyorum: bazı yerler yaşamı değil, nasıl yaşadığını sorgulatır. Taşların arasında dolaşırken aslında bir kentin değil, bir tavrın içinde yürüdüğünü…
Bir halk düşün teslim olmak ve yaşamak arasında bir seçim yapıyor.
Teslim olup yaşamak yerine onuru ile yok olmayı seçiyor.
Bugünkü dünyamıza ne kadar yabancı bir düşünce değil mi? Bugün; biz modern insanlar için hayatta kalmak yeterli, fazlasını gereksiz buluyoruz, konforumuz kararlarımızın çok önünde bir yerlerde. Güvenliğimiz ise irademizi ve kararlarımızı yok sayıyor.
O yüzden bazı kentler günümüze ağır geliyor.
Bazı yerler zaten bugüne ait değil…
Bazı yerler bilgi sunmaz seni sınar.
Orada geçirdiğin süre zarfında zihnin sana şunu der; nice imparatorluklar tarihe gömülür ama Xanthos direnmenin hafızasının ne kadar güçlü olduğunu haykırır.
Bir kent kendini yakmayı seçtiğinde geriye ne kalır?
Ne sıradan bir teslimiyet ne yenilgi…
Ortada dimdik gezinen bir halkın haklı gururu kalır.
Çünkü tarih yaşanan değil alınan kararlardan ibarettir.
Xanthos’tan ayrılırken her yenilginin teslimiyet olmadığını, iradelerini savaş kaybetmenin üstünde tuttuklarını anlıyorsun…
Bir kentin karakteri olur mu?