Bir dizideki saçma sapan hayatı izlemek dinlemek için ömründen iki koca saati gözünü kırpmadan ziyan eden “ayy şu hep aynı şeyi giyiyor.” dedi, ağzını fiyonk yaparak, içinin yamaları sökük dışı sıvalı.

Acaba kendini hiç böyle can kulağı ile dinledi mi? Diye hayıflandı diğeri. Başka hayatları izlemekten kendini unuttu belki de diyerek yutkundu.

İçi dışına küs olan ne çok insan var diye seslendi kaldırım.

Zamanın en iyi ilaç olduğunu söylüyorlar dedi, dallarında yaprak kalmayan ağaç.

Kendini dinlemeyen kendini anlamaya çalışmayan birinin başka bir insanı ne dinleyecek yüreği ne de anlamaya çalışacak bir zihni vardır.

Bir kuş şarkı söylemeyi bıraktı.

Bir alkış havada dağıldı.

Bir bulmaca kendini çözmeye kalktı.

Günler geçmiyor diye söylenip duruyordu, içinden dörtnala akıp giden saatlerden habersiz, biliyordu, ne yaparsa yapsın eksik kalacak bir takım işler, yarım kalacak yığınla cümle, isteyip de söyleyemediği kelimelerin buğusu genzini hep yakacaktı.

Eşikteki mış gibi hayatları süpürüyordu yorgun el...

Bir anne saçlarını örüyordu telaşın.

Bir çocuk eteklerinden çekiştiriyordu zamanın.

Bir bulut yarına hazırlanıyordu.

Hiç mi iyi bir haber yok diye söylendi. Düşünceleri ve dilekleri birbirinden fersah fersah uzak, kolay vazgeçen insan…

Boynunu büktü beklentileriyle cebindeki birbirine denk gelmeyen, içini çekerek

Keşke herkes yaptığı iyilik kadar çentik atabilseydi duvarlara dedi.

Bir masal kahramanına yenildi.

Kapıyı beklemekten yoruldu bir köpek.

Kaynamayı unuttu bir çorba...

Hayvanları sokağa salıyorlar hep, diye söylendi kürküne sığmaya çalışan boyalı saçlı tıkırdayarak yürürken...

Zor günler için yastık altı ettiğimiz iyilikten birazcık kapımızın önündeki kediye verebilseydik diyerek içine içine söylendi diğeri...

Biz tribünlerde acıya hep seyirci.

Biz akıp giden güne toptan seyirci.

Biz okşanmayı bekleyen yetimin saçına yekvücut seyirci...

Hiç düşündün mü? Kağıda içini dökemeyen kalem ne hisseder?

Biraz da şöyle düşün; Mutsuz harflerden oluşan bir kelime, mutlu bir cümleye doğru giderken ne hisseder…

Uçmaktan vazgeçen kuşa gökyüzünü hatırlat kanatlarını değil!

Yüreğindeki dalga dilinin kıyısına vurmadan ölemiyormuş insan diye fısıldadı...

Gittikçe hayata susuyordu kalem.