Mavi küre o kadar mutluydu ki denizlerindeki ve karalarındaki bütün varlıklarıyla birbirlerini kıskanmadan, kardeş gibi, köklü dostluklar gibi, kavgasız ve çatışmasız, sanki her varlık birbiri için yaşar gibiydiler. Yardımlaşma, merhamet ve adalet zirvelerde gezerdi. Nehirler sularını cömertçe verirdi her varlığa asla kendilerini düşünmeden, ağaçlar meyvelerini bal yemişlerini dağıtırdı bütün kuşlara, böceklere, yağmurlar çok adaletli yağardı, toprağı doyururlardı. Yüksek ve bol yapraklı ağaçlar kucak açardı her canlıya ev ocak olurdu. Koyu gölgelerinde doyasıya dinlenirdi bazıları. Çiçekler, renkleriyle, kokularıyla daha çok arılara sunarlardı marifetlerini. Çiçekler diğerlerinden çok farklıydı, onlar ortamın en duygusal varlıklarıydı. Sevinçlerini ve üzüntülerini hemen bildirirlerdi davranışlarıyla, kokularıyla ve yarattıkları manzaralarıyla doğanın süsleriydiler.

Ne var ki mavi kürenin uzun süren huzurlu zamanlarının bir sonu olmalıydı. Her şey birden olmamıştı. Yeryüzünde insanla başlayan kavgalar, çatışmalar, ve insanın her şeye egemen olma hırsları saklandıkları yerlerden çıkmışlardı. Sanki her şey yeniden düzenini kuracaktı. Çatışmalar savaşlara dönüşmüştü. Bütün varlıklar huzursuzluğa doğru koşuyorlardı. Baskın olmanın yolu birbirlerini öldürmekten geçiyordu. Hayvanları esir alarak yürütülen savaşlar sonunda acılara, eziyetlere, yurtlarını terk etmeye neden oluyordu. Bütün varlıklar derin bir huzursuzluk içindeydi. En çok üzülenler ise çiçekler olmuştu. Her şey gözlerinin önünde oluyordu. Bazıları çok daha duygusaldı. Olup bitenleri görmemek için boyunlarını eğmek zorunda kalmışlardı. Toprağa bakarak biraz huzur bulmuşlardı.

O dönemlerde üzerinde yaşadığımız kara parçasında çalkantılarda bir türlü bitmeyince boyunları eğik yere bakan laleler bir toplantı yaparak artık dayanılmaz hale gelen üzüntülerden kurtulmak için yaşadıkları yerleri değiştirmeye karar vermişlerdi. Göç başlamıştı. Ancak geçtikleri her yerde yaşadıklarını gördükçe ülkelerini terk etmeyi düşündüler. Başka bir ülkenin sınırına dayanmışlardı. Ancak acıları olsa da böyle bir ülkeyi terk etmeye dayanamazlardı. Sınırdaki ilimize varmışlardı. Yöresel dilde rahat, huzurlu, sakin anlamına gelen bir vadinin yamaçlarını yurt tuttular ve halen oradadırlar. Çok fazla üzüntüler yaşamamak için her yıl iki ay kadar tam içinde olduğumuz zamanda yine toprağa bakan çiçekleriyle görünürler. Bunların adı HÜZÜN ÇİÇEĞİ dir. Bir lale türüdür. Başları yere doğru eğik olduğundan çiçek salgıları toprağa akar. Gözyaşı çiçeği de denmesi bundandır. Belki de yıllarca süren üzüntülerinden ağlamaktadırlar.

Ters lale olarak ta bilinen çiçekler yaşanmış hüzünlü, üzücü ve acı duyulan hayatlarda, edebiyatta yerlerini almışlardır. Mimar Sinan baş eserim dediği Selimiye camisinin Müezzin mahfilinin bir sütununa ters laleyi, yani hüzün çiçeği motifini koymuştur. Rivayete göre camiyi yapmaya gelirken beraberinde getirdiği kız torunu Edirne de hasta olup ölmüştür. Onun acısının verdiği hüznü ölümsüzleştirmişti. Bazı rivayete göre de caminin yapıldığı yerde lale tarlası varmış. Sahibi bir kadın burayı vermek istememiş. Ancak ferman padişahındı. Gönüllü vermemiştir toprağını. Sinan kadının hüznünü böylece mahfildeki sütuna lale figürünü koyarak kadının hüznünü ölümsüzleştirmiştir.

Şair H.H. Korkmazgil sanki Hüzün Çiçeklerini teselli etmeye çalışarak Acıyı bal eylemişti. Hor baktık mı karıncaya /Kırdık mı kanadını serçenin / Vurduk mu Karaca’nın yavrulusunu /Ya nasıl kıyarız insana. Diyerek. Mevlana, Hüzün taze tutar aşk yarasını. Aşığı sevgiliye bağlar. Ve O nu diri tutan bir araçtır. Derin bir arayış ve olgunlaşma yoludur hüzün. Bu nedenle Hüzün çiçeğine öğüdünü türbesinin kapısında ölümsüzleştirmişti. Kapıda ‘’La Tahzen’’ yani Üzülme yazılıdır. Hüzün Çiçekleri bu yıl şimdiki mevsimde çiçeklendiler. Laleler yine aynı şekilde boyunları eğik ve toprağa bakarak ancak acıların içinde buldular kendilerini. Yanı başlarında roketler, uçaklar, füzeler uçuşuyorlardı. Savaş her yerin yıkılmasına ve yanmasına neden oluyordu. İnsanlar daha çok da çocuklar ölüyorlardı. Açlığın ,yoksulluğun kol gediği dünyada savaşlara yaptıkları masrafları bu ülkelere iletseler belki bir huzur bulunabilirdi. Ülkemizde acılardan ve üzüntülerden geri kalmıyordu. Şehirleri esir alan çeteler, genç kızlarımızın öldürülmeleri, hayatları okullarda son bulan çocuklarımız. Dayanılmaz acılar yaşıyor insanlarımız Hüzün Çiçekleri ne kadar haklısınız. Başınız eğik ama her şeyi sizde biliyorsunuz, görüyorsunuz göz yaşlarınızın toprağa dökülmesinden anlıyoruz hüzünlerinizi