Baharın başladığı Mart ayının, sonunda, her şeyin yenilendiği, heyecanlı, coşkulu bir zamana geçilir, yeşilin sayamayacağımız tonları arasından, doğanın en güzel varlıkları çiçekler, aklımıza gelemeyecek kadar renkleriyle ferahlığa ve güzelliklere doğru koşarlar. Havanın çok arzuladığımız ılık ve sevimli esintileri yüzlerimizde hiç eksilmemesini istediğimiz gülümsemelerle umut ve iyimserliğimizi arttırır. Hasılı bahar yeni başlangıçlar mevsimidir. Bahar bazen de hüzünlerle ve acılarla geçip gider. Hiçbir zaman unutamayacağımız Martın son günleri. Hayatımızda derin izleriyle sürüp gelmiştir tam elli dört yıldır. İçinde benimde olduğum Tarihe altmış sekiz kuşağı olarak yazılan bir dönemin gençlerinden söz ediyorum.

Bu kuşağın yelken açtığı rüzgar Güney Asya’dan Vietnam dan gelmişti. Bütün dünyayı sarmıştı. ABD şimdiki yaptığı gibi Güney ve Kuzey olarak bölünen Vietnam’a asker göndermişti. O dönemde ürettiği ama hiç kullanmadığı silahları deniyordu ve kullanıyordu. Ülkenin kuzeyi müthiş bir direniş sergiliyordu. ‘’Vatanı kurtarmak için Amerika’ya karşı savaş’’ ilkesiyle modern silahları akıl almaz bir mücadeleyle durduruyorlardı. Zalim ABD ye karşı tüm dünyada nefret duygusu artıyordu. Tüm kıtalarda ve kendi ülkesinde savaş karşıtı gösteriler karşısında zor duruma düşmek üzereydi. Dünya emperyalizme ve işgalciliği karşı birleşmişti sanki. Karşıtlığın öncülüğü ve dinamosu gençlerdi. Bu savaş Altmış sekiz kuşağı gençlerini doğurmuştu. 1955 te başlayan rüzgar, 1960 ta Küba’da, 1967 de Bolivya’da değişimlere yol açmıştı. 1975 yılında rüzgarın sonu gelmişti. ABD Vietnam’da yenilmişti. İşbirlikçileri uçakların kanatlarına tutunarak kaçmaya çalışmışlardı.

Ülkemizde de bu tarihler arasında gençler Sömürgeciliğe, karşı çıkarak işçilerin ve emekçilerin haklarını savunmak için Üniversitelerden çıkıp, caddeleri, alanları dolduruyorlardı. İlkeleri ‘’Eğer isteklerin için savaşmıyorsan, kaybettiklerin için ağlama ‘’Türkiye gençliği kimselerin yürümeye cesaret edemediği yollarda işçiler, emekçiler için, gecekondular da yaşayanlar için, özgürlük için, adalet için, hakça paylaşım için, savaşa ve sömürüye karşı mücadele ediyorlardı. ABD donanması İstanbul’a geldiğinde Onların vatanseverliği tavan yapıyordu. Çok genç yaşlardaydılar, hayat tecrübeleri yoktu. Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Fakir Baykurt, Mahmut Makal romanlarını okuyorlardı. Bir ideolojik hatları var mıydı ? vardı. Kemalisttiler. Yarım kalan Mustafa Kemal devrimlerini tamamlamak ve daha ileri bir sisteme geçmek istiyorlardı. O dönemlerde çok gelişmiş yayınlar yoktu. Birkaç dergi olsa da daha ileri sistemler için bilgi kısıtlıydı.

O dönemin gençliği yani 68 kuşağı, güneşin çocukları başarılması mümkün olmayan, mücadele içine girmişti. Şöyle düşünüyorlardı.’’ Halk çok büyük baskı altında o zaman biz çıkalım meydana silahlı mücadeleye başlayalım. Dinamitin fitili olalım, fitil yansın dinamit ya da toplum patlasın’’Bu uğurda çok kahraman ve çok temiz düşünceli, vatanseverliklerine kimsenin bir şeye diyemeyeceğı iki grup silahlı mücadeleye başlamıştı. Şehirlerde banka soymak ve siyasi kimlikleri olan insanları kaçırmak gibi eylemler yaparlarken, az sayıda gençlerde doğuda dağa çıkmışlardı.

Sonunda çok acıların yaşandığı bir başkaldırı olarak tarihe geçeceklerdi. İdama mahkum edilen arkadaşlarını kurtarmak amacıyla hapishaneden kaçtılar. O gün bende aynı hapishanedeydim. Geçen zaman içinde anlıyorum ki oradan kaçıp, İstanbul da gizlenmek zordu. Ankara’ya oradan Ordu’ya oradan Niksar’ın bir köyüne ulaşmak çok mümkün olamazdı. Ancak kötülükler kol geziyordu. Bir evde hepsini birden bu dünyadan kopardılar. Takvim 30 Mart 1972 yi gösteriyordu. Bir zaman aç susuz kaldıklarında sonucun ne olacağının bilemezdik ancak niyet belliydi. Hepsini yok etmek. Kurtaramadıkları arkadaşları da asılarak bu dünyadan göçmüşlerdi. Geride kalanlarında umut etme haklarını aldılar ellerinden. Ne diyelim. İnşallah ihtiyacı olan birine gidiyordur bizden çaldıkları umut. Dünya adaletsiz çocuk. Dünya zorba demişti N.Hikmet. Hayatları ellerinden alınan ve bu dünyadan uçup giden tüm 68 kuşağı arkadaşlarıma saygılarımı ifade ediyorum. Her türlü acıları, hapishaneleri, işkenceleri gören, her şeye rağmen ayakta kalabilen, halen hiç yılmayan ,okuyan, araştıran, merak eden, dünyayı ve insanları anlamaya çalışan arkadaşlarıma saygılarımı iletirim. Bu kuşağın kıymetini bilemeyenlere çok sözüm olsa da burası yeri değil.