Yeşilin duruluğu, zeytin ağaçlarının sakinliği, dayanabilen gelsin diyerek, burnundan kıl aldırmayan denizinin o muazzam soğukluğu, huzurun çarşaf gibi serildiği, yıldızların farklı parladığı, orada doğup büyümüşüm hissini içimden bir türlü atamadığım 96’dan bu yana mümkün oldukça yaz aylarımı, aşkla bağlı olduğum Çanakkale’de geçiren biri olarak bu zamana kadar eteklerinde dolaşıp durup, hayranı olduğum mitoloji tanrıçası Athena’yı neden ziyaret etmemiştim.

Zamanı mı gelmemişti yoksa zaman mı, yaratamamıştım bilemiyorum.Antik tarihe ve mitolojiye bu kadar ilgisi olan biri için hayli çelişkili bir durum değil mi .:)

Geçen hafta bu çelişkiyi bir virgülle aralama fırsatım oldu, neden nokta koymadığımı sonlara doğru anlatmış olabileceğimi umuyorum.

M.Ö 6. yüzyılda kurulduğu tahmin edilen Çanakkale’nin Ayvacık ilçesine bağlı Behramkale köyünde 236 m yükseklikte sönmüş volkanik tepe üzerine kurulan tanrıça Athena’nın koruyuculuğunu yaptığı Assos.

Kartal yuvası konumundaki bu tepeye yapılan tapınakta sanat, strateji ve barış tanrıçası Athena’nın ruhu hâlâ dolaşıyor olabilir miydi? Parkur sonunda beni bekleyen bir hazinenin olduğunu bilmenin heyecanıyla, sağlı sollu dizilen satıcılar arasından antik tepeye doğru yokuş yukarı çıkarken, geçmiş dönemde yaşayanların o taşlara basarak hangi duygularla yürüdüğünü neleri dert ettiklerini veya nelere gülüp geçtiklerini düşündüm kısa bir süre..,

Acılarımız ve hüzünlerimiz kardeş olabilir miydi, sevinirken verdiğimiz tepkiler benzer miydi? Kafamdaki soruları susturmama, limon kekiği alıp almama kararsızlığım yetişti.

Alana girince tanıtım levhalarını okuduktan sonra sağa yöneldiğinizde sizi bir ahlat ağacı selamlayacak orada biraz soluklanın o mistik havayı içinize çekin, hemen tapınağa yönelmeyin zira orada fotoğraf çektirmek için uzunca bir kuyruk var :)) sağa yönelip aşağıya inin orada sizi uçsuz bucaksız denizin mavisi ile sonsuz bitimsiz gökyüzünün mavisi kucaklayacak, karşıdan belki Midilli adası geçmişten bir rüzgâr gönderip hal hatır sorar, denize dalıp giderseniz antik çağa ışınlanıp limana yanaşan gemileri, koşturan köleleri, şiir okuyan şairlerin sesini duyabilirsiniz, kim bilir belki rüzgâr arp sesini kulağınıza küpe bile yapabilir..

Hocası Platon’un ölümünden sonra Aristo, Assos’a gelir ve burada felsefe okulu kurar, önemli yapıtlarının bir çoğunu burada yazdığı söylenir, kısaca felsefenin doğduğu yer anavatanı diyebiliriz. Athena tapınağı’ndan etrafınızı seyredince, Aristo’nun buralarda gezinmiş olduğunun hayalini bile kurmakta zorlanıyor insan ve düşünmeden de edemiyor Aristo ve Platon’un izlerini taşıyan topraklarda, insan yaşar da nasıl düşünmez varoluşu? Nasıl olur da huzuru bulamaz?

Sorular kafamda gezinmesin, kendimi gün batımı renklerine teslim edeyim dediğim an burnumda yine limon kekiği kokusu...

Bir şehir düşünün vücudunuz, ruhunuz ve kafanız aynı anda dinleniyor, tuhaf değil mi ?

Bir şehir düşünün buram buram tarih kokuyor.

Bir şehir düşünün insanüstü bir ambians ve mistizm zafer çığlığı atıyor!

Büyünün çemberine çarpıp canımın acıyabilme ihtimalini göz ardı ettiğimi unutarak, tapınağa ulaşıp dokunduğumda kendime neden burada bizler gibi insanların değil de filozofların bilgelerin tanrıçaların yaşadığını sorma gafletinde bulundum.

Demek ki felsefeyi tetikleyen şey kaygı değil huzurmuş...

Kafamdaki soruları bir kenara süpürüp, eylemsizliğin en güzel halinin gün batımı ve doğumunu izlemek olduğuna inanan biri olarak, sözlerin ahenk içinde yer değiştirdiği, rüzgârın farklı şarkılar mırıldandığı, birinin sürekli etrafa huzur veren bir şey sıktığından şüphelendiğim (limon kekiği kokusu olabilir : ) ) doğayı içime çekip hayatımda izlediğim en güzel ikinci gün batımının kollarına bıraktım kendimi.. Güneş usulca Athenanın elinden tutup öyle sessiz, öyle içli gözden kaybolurken, arkalarından kalan renk cümbüşüne kalbimi iliştirdim...

Binlerce yıllık tarihi kalıntılara kolon diyenlerin, her şey dahil tatil anlayışını benimseyenlerin, tatil zevki, havlu şezlong deniz üçlüsünden ibaret olanların ve tatil boyunca sürekli gece gürültülü müzik eşliğinde eğlenmeyi sevenlerin hayal kırıklığı yaşayabilecekleri bir yer olduğunun altını çizmek isterim, çünkü tatil beldesi değil, tatilden beldesinden çok öte bir yer...

Neden çelişkiyi virgülle ayırdığıma gelecek olursak, Çanakkale asla nokta konulmaması gereken bir yer, binlerce yıl öncesine zaman yolculuğunu, egzotik ve mitolojik havayı solumayı sevenler için...

Assos birkaç günde gezebilecek bir yer de değil ve Assos tekrar tekrar çağıracaktır,

fincanda pişen damla sakızlı kahve için, antik tiyatro merdivenlerinde oturup tragedyaları zihninizde canlandırabilin diye, koruk suyu, karadut suyu için diye, antik limanın dalgaları limon kekiği kokusunu üstünüze bulaştırsın diye tekrar çağıracaktır...

Bütün insanlar doğal olarak bilmek ister.” diyen Aristo çağıracaktır.

Bir filmde şöyle denmişti “Bir yeri seversen dünyanın en güzel yeridir.”

Assos’u sevmeseniz bile dünyanın en güzel yerlerinden biridir...

Bazı yerlerin bazı insanlar gibi samimiyeti ve güzelliği doğuştandır.