Marmara Gölü’nün yeniden su tutmaya başladığı haberleri, yalnızca bir doğa olayının değil; aynı zamanda yıllardır verilen hukuki, toplumsal ve vicdani mücadelenin de sonucu olarak değerlendirilmelidir. Bir dönem tamamen kuruyan, çatlamış zeminiyle adeta terk edilmiş bir coğrafyaya dönüşen Marmara Gölü’nün bugün yeniden yaşam belirtileri göstermesi; umudun, dayanışmanın ve kamusal mücadelenin önemini bir kez daha ortaya koymuştur.
2021 yılında Marmara Gölü tamamen kuruduğunda, ortaya çıkan tablo yalnızca ekolojik bir felaket değildi. Aynı zamanda yıllardır sürdürülen yanlış su politikalarının, denetimsiz tarımsal uygulamaların ve doğayı yalnızca ekonomik bir kaynak olarak gören anlayışın ağır sonucuydu. Gölün kurumasıyla birlikte binlerce canlı yaşam alanını kaybetmiş, bölgedeki iklim dengesi bozulmuş, tarımsal üretim ve halk sağlığı açısından ciddi riskler ortaya çıkmıştı. Daha da vahimi ise, böylesine büyük bir çevre felaketinin ardından göl arazisinin tarıma açılmaya çalışılmasıydı.
Oysa Marmara Gölü yalnızca boşalmış bir arazi değil; hukuken korunması gereken bir sulak alan, ekolojik bir yaşam merkezi ve gelecek kuşakların ortak mirasıdır. Buna rağmen gölün doğal niteliğini tamamen ortadan kaldırabilecek uygulamalar gündeme getirilmiş; kamu yararı kavramı, kısa vadeli ekonomik hesaplara indirgenmeye çalışılmıştır. Ancak bu süreçte çevre örgütleri, bilim insanları, yöre halkı, aktivistler ve duyarlı yurttaşlar sessiz kalmamıştır. Açılan davalar, yapılan açıklamalar, düzenlenen etkinlikler ve sürdürülen toplumsal mücadele sayesinde Marmara Gölü’nün tarıma açılması engellenmiştir.
Bugün göle yeniden su gelmeye başlaması, flamingoların ve leyleklerin geri dönmesi, doğanın kendisini onarma iradesini hâlâ koruduğunu göstermektedir. Bu durum aynı zamanda çevre mücadelesinin sonuç alabileceğinin de somut bir kanıtıdır. Çünkü doğa kendisini ancak insanlar onu tamamen yok etmeyi bırakırsa iyileştirebilir. Marmara Gölü’nde bugün yeniden yaşam filizleniyorsa, bunda hukukun üstünlüğüne inanan insanların, bilimsel gerçeklerden vazgeçmeyen uzmanların ve doğayı savunmayı bir yurttaşlık görevi olarak gören herkesin payı vardır.
Bu nedenle Marmara Gölü’nün yeniden canlanmaya başlaması vesilesiyle; yıllardır büyük emek veren tüm çevre örgütlerine, ekoloji platformlarına, bilim insanlarına, avukatlara, gazetecilere, gönüllülere ve aktivistlere teşekkür etmek gerekir. Kimi zaman yalnız bırakılarak, kimi zaman hedef gösterilerek, kimi zaman da “sonuç alınamaz” denilerek yürütülen bu mücadele, bugün hepimize çok önemli bir gerçeği göstermektedir: Doğa için verilen mücadele yalnızca ağaçları, kuşları ya da gölleri değil; yaşam hakkını, kamusal vicdanı ve geleceği savunma mücadelesidir.
Marmara Gölü henüz tamamen kurtulmuş değildir. Gölün gerçek anlamda yeniden yaşam bulabilmesi için bilimsel, planlı ve sürdürülebilir koruma politikalarının hayata geçirilmesi gerekmektedir. Ancak bugün gelinen nokta, yıllardır süren mücadelenin ne kadar haklı ve gerekli olduğunu göstermektedir. Bu nedenle Marmara Gölü’nde yeniden görülen her flamingo, her leylek ve her su birikintisi; yalnızca doğanın değil, dayanışmanın ve toplumsal mücadelenin de kazanımıdır.