Gediz Havzası, sadece Ege’nin değil, Türkiye’nin en önemli yaşam alanlarından biridir. Murat Dağından doğup denize ulaşan bu kadim nehir; tarımı, sanayiyi, ekosistemi ve insan yaşamını doğrudan etkiler. Ancak bugün Gediz Havzası’nı bekleyen tehlike, kuraklıktan ya da iklim krizinden ibaret değildir. Asıl sorun, hukukun sistematik biçimde ihlal edilmesi ve bu ihlaller karşısında oluşan sessizliktir.

Anayasamızın 56. maddesi son derece açıktır: Herkes sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir. Devlet ve vatandaşlar bu çevreyi korumakla yükümlüdür. Buna rağmen Gediz Havzası’nda faaliyet gösteren bazı şirketlerin, çevre mevzuatını hiçe sayan uygulamaları artık “istisna” değil, neredeyse “kural” haline gelmiştir.

Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) süreçleri, hukuken bir formalite değil, telafisi imkânsız zararları önlemek için öngörülmüş koruyucu mekanizmalardır. Ancak uygulamada görüyoruz ki; kapasite artışları parça parça yapılmakta, projeler bölünerek ÇED kapsamı dışına çıkarılmakta ya da halkın katılımı toplantıları fiilen etkisiz hale getirilmektedir. Bu durum yalnızca çevreye değil, hukukun kendisine karşı işlenen bir suçtur.

Daha vahimi, denetim eksikliğidir. İdari makamların zamanında ve etkin denetim yapmaması, hukuka aykırı faaliyetleri adeta teşvik eder hale gelmiştir. Oysa çevre hukuku, zarar doğduktan sonra değil, zarar ihtimali ortaya çıktığında devreye girmelidir. Bu ilke, hem ulusal mevzuatımızda hem de uluslararası sözleşmelerde açıkça yer almaktadır.

Ticari faaliyetler elbette önemlidir. Ancak hukuk düzeninde hiçbir ekonomik çıkar, yaşam hakkının ve çevre hakkının önünde tutulamaz. “İstihdam sağlıyoruz” gerekçesiyle hukuksuzluk meşrulaştırılamaz. Zira kirlenen su, zehirlenen toprak ve artan sağlık sorunları, uzun vadede toplumun tamamına çok daha ağır bedeller ödetir.

Bu noktada yurttaşlara da önemli görevler düşmektedir. Çevreyi korumak yalnızca devletin değil, her bireyin anayasal sorumluluğudur. Bilgi edinme başvuruları, idari itirazlar, dava süreçleri ve kamuoyu oluşturma faaliyetleri; hukukun tanıdığı meşru ve etkili araçlardır. Sessizlik, hukuksuzluğun en büyük müttefikidir.

Gediz Havzası sahipsiz değildir. Bu toprakların bir hukuku, bir hafızası ve gelecek kuşaklara karşı sorumluluğu vardır. Hukuk uygulanmadığında kaybeden yalnızca doğa olmaz; adalet duygusu, toplumsal güven ve yaşamın kendisi zarar görür.

Bugün Gediz için konuşmak, yarın için yaşamı savunmaktır. Çünkü çevreyi korumak, sadece bir doğa meselesi değil, açık bir hukuk meselesidir.