İnsanı insan olmaktan çıkaran, sevgiden, merhametten yoksun bırakıp farklı bir karaktere büründüren hastalıktır kıskançlık. Felsefi terimler sözlüğünde; Sevilen bir kişinin, sahip olunan değerin veya servetin paylaşılması veya kaybedilmesinden duyulan, zamanla nefrete dönüşen korku olarak tanımlanır.
Erkek-kadın arasındaki kıskançlık ilişkisini değil, insanın insana duyduğu kıskançlık konusuna değinmek istiyorum. Uzmanlar kıskançlık tohumunun çocukluk döneminde atıldığına işaret eder, çocukluk döneminde beklediği sevgiyi göremeyip, horlanan, çocukluk döneminde elde edemediği yapamadığı, yoksun kaldığı ne varsa büyüdüğünde elde edince farklı davranışlar gösterip, hayatı kendine bir yarış haline getirir.
Kıskanç insan, hayatının bir döneminde veya hayatı boyunca, bazı insanların hayatını, yeteneğini, evini, kıyafetini, arabasını v.s v.s kıskanmaya başlar ve bu durum belli bir süre sonra alışkanlığa döner her yeni tanıdığı farklı özelliği olan insanda mutlaka kıskanacağı bir şey bulur. Ne kadar fazla insan tanır ne kadar fazla detay öğrenirse kıskançlığı da katlanarak artacağı için bir süre sonra, isteyerek veya istemeyerek iyi insan olmaktan çıkar. Egosu fazlaca şişkin olduğu için yetenek, güç, başarı karşısında huzursuz olur.
Kıskançlık aşağılık bir duygudur ve insanoğlu aşağılık duygularla başa çıkmada zorlanır, bu duyguyu kimse kabul etmez ve kimse kendine konduramaz. İtici bir duygu olduğu için kıskanç insan sürekli kendini perdeler, arkadan iş çevirmeyi seçer.
Proustir’a göre; “Bir türlü kovulamayan, türlü türlü biçimlerde hortlayan bir iblistir.” Kıskanç insan düşük benlik algısıyla, güvensizliğini harmanlayıp nevrotizmin doruğunda oradan oraya raks eder. Özgüven eksikliğini başkalarının üzerinden ifade etme yarışı hiç bitmez.
Dönüp bir inceleme yaptığında fark edeceksin sırtından vuran, aradaki bağa ihanet eden, durmadan dost kazığı atanların ortak özelliklerinden biri de kendine bile itiraf edemediği kıskançlık hastalığıdır. Karşısındakini ne kadar fazla incitirse o kadar tatmin olur ve beslendiği alan bununla sınırlı olduğu için acınası durumunu idrakten uzaktır.
Milen Kundera Ayrılık Valsi’nde “Kıskançlık zorlu bir diş ağrısı gibidir. İnsan kıskançlık duydu mu bir şey yapamaz, oturamaz bile. Ancak gidip gelebilir bir noktadan öbürüne” derken, kıskançlığın üretme üzerindeki baskısını gözler önüne serer.
Kıskançlık mutluluğun önündeki en bariz engellerden biridir, kişiyi kendini göremez hale getirir nankörlüğe sürükler ve çaresiz bırakır finalde kendini bulduğu yer yine kendi bataklığıdır. Çünkü olmazı istemek bu kişileri elindekinden de eder. Vurdukları kendi insanlığıdır fark edecek kapasiteleri yoktur. Bunların okumuşu cahili olmaz, hastalıklar okumuş cahil ayırt etmez!
Bu tarz kişilere uzun süre maruz kalırsan ve yeterince zarar gördüysen yapacağın en doğru şey araya ciddi mesafe koymak hatta gecikmeden Çin seddi örmelisin.
“Kıskançlık hırsızları çeken bir köpek havlamasıdır “ der Kraus. Bu duygu yüzünden filizlenen nice güzel arkadaşlıklar biter köklenmeye başlamış nice dostluklar kurur, nice gözler görmez olur, samimiyetin dibine kibrit suyu dökülür.
Bazı insanlar kıskançlıkta sürdürdüğü kararlılığı cesur olma konusunda sürdürebilse keşke, yaşama bir nebze anlam katkısı olur.
Nerde kıskanç birini görürseniz hemen uzaklaşın pimi çekilmiş bomba gibidir.
“Beni arkadaşlarımın kıskançlığı batırır, düşmanlarımın nefreti değil” diyen Schiller’e selam gönderip,
“ Yarin yanağından gayrı, her yerde her şeyde hep beraber.” diyenlerle yola devam edin.
Yolunuza iyi insanlara çıksın, yeni yılın sağlık huzur ve iyilik getirmesini dilerim.