Ülkesindeki ekonomik çöküşü yönetmek ve çözmek yerine suçu’’ dış güçler ‘’e bağlayıp krizleri atlatacağını sanıyordu. Halkını adalete hasret bırakmıştı. Kendini ve yönetimini eleştirenlere soluk aldırmıyordu. Kendi zenginlikleri kendine yeten bir ülkede halkı yoksulluk çekmekteydi. Dünyanın en kaliteli petrolüne sahipti. Komşusunda faaliyet gösteren uluslararası uyuşturucu ve terör örgütü, zorda kalınca bu küçük ülkeye Venezüella’ ya yerleşmişti. Aslında yalnız değildi bu Dünya’da Rusya, Çin, Küba, İran, Türkiye gibi dostları vardı.

Avcılar, eskiden tavşan avlamayı araçlarındaki güç kaynağına bağlı ışık şiddeti yüksek olan farlarla yaparlardı. Şimdi yasak olan bu yöntemde av köpekleri yuvasında saklanan tavşanı rahatsız ederdi. Tavşan kaçmaya başlardı ve birden şiddetli ışıkla karşılaşıverirdi, gözleri kamaşır, çevreyi göremezdi . Orta yerde kıpırdayamaz halde kalır ve yakalanırdı. Eli sopalı bir deli , bu ülkenin başkanı Maduro’yu tam da böyle yakalamıştı. Gizleneceği özel çelik odası O’nu kurtaramamıştı. Halkı da bu tiyatroyu izlemekle yetinmişti.

Eli sopalı deli, yeni bir dünya düzeni kurma peşindeydi. Bu olay aslında özellikle demokrasi ve hukuk alanlarında sınıfta kalmış ülkeler için ibret verici bir durumdu. Birinci sınıf bir dersti. Böyle olan ülkelerde iç barışı ve hukuku düzenlemek, sağlamak zordur. Yine çarpıcı örnek ülkeler İran, Suriye, Irak ..Eli sopalı delinin eylemi yeni olsa da eskiden beri kendi çıkarları peşinde koşan bu ülke şu anda gücünü sürdürmeye devam ediyor. İçinde ülkemizin de olduğu bu bölgeden vazgeçemiyor.

Atmış yıl önce bu ülkenin savaş gemileri, 6. Filosu güzel İstanbul’un boğazına demir atmıştı. Dolmabahçe önlerindeki gemileri görenler daha çokta gençler bu manzaradan rahatsız olmuşlardı. Sayıları yüz kadar Teknik Üniversite öğrencisi rıhtıma inerek gönderdeki Türk bayraklarını yarıya indirmişlerdi. Olay Onlar için bir yas günüydü, bir matemdi. Karaya çıkan askerlerin keplerini yere atarlar, üzerlerine boya dökerler rahatsız ederlerdi. O ülkenin savaş gemileri ülkemizin hangi şehrine demir attıysa oralarda da o ülke karşıtı gösteriler olurdu. Gösteri yapanların siyasi çizgisi biliniyordu. Baş sloganları ‘’Bağımsız Türkiye’’idi.

Bu eylemler sırasında ülkemiz insanları bir öğrenci lideriyle tanışmıştı. Henüz yirmi iki yaşındaydı. Yakaları kürklü bir parkası O’na çok yakışıyordu. Kısa zamanda CİA ajanlarının radarına girmişti. O dönemin gençleri, içlerinden çıkan bu heyecanlı, cesaretli ve sempatik lideri çok sevmişlerdi ve benimsemişlerdi. O sırada ömrünün sonuna üç yıl kaldığını bilmesi mümkün değildi. Hayat O’nu darağacından alıp götürmüştü.

Bu uzaktaki ülkenin şu anda dünya ya dayattığı yeni bir düzenin adımlarını attığını yaşıyoruz. Artık uluslararası hukukun cenaze namazı kılınıyordu. Bu olay yeni bir zorbalığın, yeni bir işgallerin habercisidir. Tiranlar ya da diktatörler çağı bir basamak daha yükselmişti. Zorbalığın, gücün açıkça mermilerin konuştuğu bir dünyaya doğru gidiliyor. En çok ta üzücü durum diğer ülkelerin sessizliği düşündürücüydü . Zorbanın çizmelerini cilaladıklarını söylemek yanlış olmaz.

Bu uzaktaki ülkenin Ülkemiz demokrasini atmış, yetmiş, seksen ve doksanlı yıllardaki darbeleriyle doğal yolunda ilerlemesini engelleyerek arkasında olduğunu biliyoruz. Darbelerinde gençlerimizin kanını döktüklerini biliyoruz. Gençlerimiz henüz öğrenciyken bu tehlikeyi görüp, mücadele etmişlerdi. Ancak bu böyle gitmeyecek. Baskı, zülüm ve sömürü düzeni sürmeyecek. Yepyeni bir hayat gelecek bizde ve tüm ülkelerde. Yepyeni bir güneş doğacak dağların doruklarından. Dünyanın ve ülkemizin mutlu günleri gelecektir. Gün gelir, gün gelir, gün gelir zorbalar kalmaz gideceklerdir…….