Gün çoktan yüzünü göstermişti. Dağın üzerinde bir ağırlık vardı bugün. Hiç böyle olmamıştı. Bağrına bastığı insanlara o kadar alışmıştı ki, gidiverecekler diye aklı gidiyordu. Yoksa korktuğu gün gelmiş miydi. ? Bazen gördüklerinden, yaşadıklarından üzülse de bu insanlara çok saygı duyuyordu, çok seviyordu, Onların bir kutsal görevleri olduğuna inanıyordu. Dağ , insan anlaşılması çok zor ilginç bir varlık diye mırıldandı. Acaba kalbime sorsam bilir mi ? diye düşündü bir an. Dalgın , dalgın bakıyordu. Suskundu dili tutulmuş gibiydi. Anlamıştı sanki olup biteni. Kederli bir rüzgar üstünden eteklerine doğru esip gidiyordu. Donmuş gözleri, suskun gölgesinde tutulup kalmıştı.

Henüz otuz beş yaşındaydı. Saygı uyandırıcı bir görünümü vardı. Az konuşurdu. Duygularını kolay ele vermezdi. Güven verici bir kişiliği vardı. Gezgin bir ruh gibi o cepheden, bu cepheye koşturup durmuştu. Çok ciddi hastalılara yakalanmıştı. Dağlarda at üstünde yazda, kışta, bazen aç, bazen tok. Bazen hayata gülümseyerek, bazen acılarla ve hüzünlerle günlerini geçirmişti. Artık veda zamanı gelmişti. Hayatının dalgalı ve vefasızlıklarla dolu günlerinin muhasebesini yaparak ve derin bir ah çekerek, yavaşça ayağa kalkıp karşısındaki dağa bakarak derin bir ‘’Ahhhh’’çekmişti.

‘’Sen ne kadar büyük ve o kadar da alçak gönüllüsün. Bize yastık, yorgan oldun. Yatağımız oldun. Uyuduk kuytularında gece gündüz. Kurda ,kuşa ,düşmana karşı bizi korudun. bağrına bastın, sakladın. Başında kar eksik olmadı. Berrak sularını içtik, yıkandık, paklandık. Açlığımızı senin nimetlerinden giderdik. Cömertsin, mertsin. adilsin, asilsin. Her zaman böyle dik duracağını, dik kalacağını biliyorum. Hiç bir şeye boyun ermeyeceğini biliyorum. Hakkını helal et. Hoşçakal. Kendini kendin yapan bil cümle özelliklerinle kal.

Sıcak yaz günlerinde esintilerinle yüreklerimizi ferahlattın. Kış günlerinde kuytularında sarıp sarmaladın. Biz biliriz senin vefanı. Kuşlarının şarkılarını dinledik her mevsimde. Sabahın ilk haberlerini onlardan aldık. İnleyen hayvanların acıları acımız oldu her zaman. Bağrında beslediğin otlarının rüzgarlarla gelen sızlanmalarını dinledik. Sen gerçekten dağ gibi dağdın.

Dünya hali bu ya senin de hoşuna gitmeyecek bir çok olay yaşadık. Toprağına kan bulaştırdık. Başka çaremiz yoktu. Topraklarımıza gönderilen işgalcilere çiçek sunamazdık. Dünyalarına doyamayan gencecik çocukları hayatlarından kopardık. Bizim kardeşlerimizde hiç hayal edemeyecekleri şekilde bu dünya ya veda etmişlerdi. Senin hoş görüne ve büyüklüğüne sığınıyorum. Hoşça kal..

Bir daha kavuşacağımı hiç düşünemiyorum. Ben seni hiç unutmayacağım. Unutamam. İyiliklerimizi de gördün, kötülüklerimizi de ama en vefalı sen çıktın biliyor musun. Şimdi senden ayrılma vakti geldi. Arkama bakamıyorum. İçimde anlatılamaz derin bir sızı var. Ruhum karmakarışık. Hoşça kal dağ kardeşim benim. Hoşça kal…..’’ Dağ suskunluğunu bozamamıştı. Öylece dinledi bu hüzünlü vedayı. O da bu vefalı insanları çok arayacağını biliyordu.

Bu veda yolunda yürürken karanlığın basmasını da bekliyordu. Nereye gideceğini biliyordu. Gece vakti iki katlı bir köy evine ulaşmıştı. İkinci kattaki odasında yere serilmiş yatağı vardı. Yer ocağının kırmızı alevi odayı aydınlatıyordu. Pencerede el örgüsü perde vardı. Ağrılarının azdığı bir dönemdi. Yün yatağın sıcaklığına sığınmak istemişti. Öyle yaptı. Yatak iyi gelmişti. Yakın yerlerdeki koyun sürülerinin çan sesleri çobanların ıslıkları, türküleri odasına kadar ulaşıyordu. Kalktı pencereye doğru yaklaştı. Çobanların el fenerleri yanıp sönüyordu. Bir haberleşeme yöntemi olduğunu biliyordu. Orada sadece çobanların olmadığını düşündü. Şafak sökmek üzereydi. Tan vakti yerini biraz sonra çelik mavisi renge bırakacaktı. En iyisi yatağa girip kıvrılmaktı. Şimdi ne ortamın aydınlığı nede sesler geliyordu. Sessizlik ince bir hüzünle rüyalarına taşınıyordu. Yaşadığı her şeyi yeniden sorgulamaktaydı. Bazen sonuçtan mutlu, bazen de çok mutsuz oluyordu. Galiba bundan sonraki hayatı kendi hesaplaşmalarıyla sürecekti. O’nu kurtaran tek varlık doğa oluyordu. Doğanın güzellikleriyle ruhunu temizlemeye çalışıyordu. Evrenin derinliğine ve düzenine sığınmak istiyordu. Çok sevdiği uğruna cephelerde savaştığı ülkesinden de ayrılma zamanı gelmişti. Ülkesiyle vedalaştı ve bir daha dönmemek üzere ayrıldı. Hayatı güneyimizdeki bir ülkede son buldu. Ve halen oradadır.