Bugün toplum olarak birçok şeyi konuşuyoruz: Ekonomiyi, eğitimi, adaleti, ilişkileri, sosyal medyayı, insanların birbirine karşı tahammülsüzlüğünü… Her konuda söyleyecek bir sözümüz var. Fakat belki de en az sorduğumuz soru şu: “Ben bu sorunun neresindeyim?”
Bence bugün birey olarak yaşadığımız en büyük sorunlardan biri, kendimize bakmadan çevremizi değiştirmeye çalışmamız.
İnsan, başkasının hatasını fark etmekte oldukça başarılı. Kimin yanlış yaptığını, kimin bencil olduğunu, kimin saygısız davrandığını, kimin değişmesi gerektiğini kolaylıkla söyleyebiliyoruz. Fakat aynı dikkati kendimize yöneltmek söz konusu olduğunda işler değişiyor. Çünkü insanın kendisiyle yüzleşmesi, başkasını eleştirmesinden çok daha zor.
Belki de bu yüzden sürekli bir “öteki” yaratıyoruz. Bizi anlamayan insanlar, bizi kıran insanlar, bizi değersiz hissettiren insanlar… Oysa bazen sorun yalnızca karşımızdaki kişide değil, bizim olaylara verdiğimiz tepkide, beklentilerimizde veya yıllardır sorgulamadan taşıdığımız düşüncelerde de olabilir.
Bir başka mesele de toplumun birey üzerindeki görünmez baskısı. İnsan çoğu zaman istediği hayatı değil, yaşaması gerektiğine inandığı hayatı yaşamaya çalışıyor. Ne zaman evlenmeliyiz, nasıl görünmeliyiz, ne kadar kazanmalıyız, hangi yaşta nerede olmalıyız… Hayatımızın birçok kararını kendi sesimizden çok toplumun sesi belirliyor.
Sonra da kendimize soruyoruz: “Neden mutsuzum?”
Belki de cevabı oldukça basit: Çünkü bazen kendi hayatımızı değil, başkalarının bizim için çizdiği hayatı yaşıyoruz.
Sosyal medya ise bu durumu daha da görünür hale getiriyor. Herkesin hayatının en güzel anlarını gördüğümüz bir dünyada kendi hayatımızı sürekli başkalarıyla kıyaslıyoruz. Başkasının başarısı bizim başarısızlığımız, başkasının güzelliği bizim eksikliğimiz, başkasının mutluluğu bizim mutsuzluğumuz gibi geliyor.
Oysa görmediğimiz şey şu: İnsanlar bize hayatlarının tamamını değil, seçtikleri kısmını gösteriyor.
Belki bugün ihtiyacımız olan şey daha fazla konuşmak değil, biraz daha kendimizi dinlemek.