Tarihin hiçbir döneminde bu kadar çok konuşmadık. Hiçbir dönemde bu kadar hızlı yazmadık, paylaşmadık, yorum yapmadık. Cebimizdeki ekranlar sayesinde saniyeler içinde fikir beyan ediyor, tepki veriyor, taraf oluyoruz. Ama bütün bu gürültünün ortasında temel bir soruyla karşı karşıyayız: Gerçekten anlaşıyor muyuz?
Bugün iletişim bolluğu yaşıyoruz; fakat anlam kıtlığı çekiyoruz.
Sosyal medya platformları bize sınırsız bir ifade alanı sundu. Herkes kendi medyasının sahibi oldu. Ancak algoritmaların görünmez mimarisi, bizi farklı fikirlerle karşılaştırmak yerine benzer görüşlerle çevreliyor. Böylece “yankı odaları” oluşuyor. Kendi düşüncemizi sürekli teyit eden içeriklerle karşılaştıkça haklılığımızdan daha emin, karşı taraftan daha uzak hale geliyoruz.
Sorun artık konuşmamak değil; dinlememek.
İletişim, yalnızca mesaj göndermek değildir. İletişim, anlam üretmektir. Oysa bugün mesaj var, hız var, tepki var; fakat anlamın inşa edildiği o sabırlı alan yok. Bir cümle bağlamından koparılıyor, bir görüntü saniyeler içinde hükme dönüşüyor. Düşünme süresi kısaldıkça yargılama süresi hızlanıyor.
Dijital çağın en büyük yanılgısı şu: Görünür olmak, anlaşılmak demek değildir.
Beğeniler, retweetler, paylaşımlar… Bunlar görünürlüğü artırır; fakat karşılıklı anlayışı garanti etmez. Hatta çoğu zaman performatif bir iletişim üretir. İnsanlar gerçekten düşüncelerini ifade etmekten çok, ait oldukları grubun beklentilerine uygun pozisyon almaya başlar. İletişim, diyalog olmaktan çıkar; kimlik beyanına dönüşür.
Peki ne kaybediyoruz?
En başta, empatiyi. Empati, yavaş bir süreçtir. Dinlemeyi, anlamayı niyet etmeyi gerektirir. Oysa hız çağında empati lüks gibi görülüyor. Tepki vermek, anlamaktan daha cazip hale geliyor. Çünkü tepki görünür; anlamak ise çoğu zaman sessizdir.
Toplumsal kutuplaşmanın derinleşmesinde de bu dinamik etkili. İnsanlar artık fikirleri tartışmıyor; kimlikleri tartışıyor. “Ne söylendi?” sorusu yerini “Kim söyledi?” sorusuna bırakıyor. Böyle bir zeminde ortak akıl üretmek zorlaşıyor.
Belki de asıl ihtiyacımız olan şey yeni bir iletişim teknolojisi değil; yeni bir iletişim ahlakıdır. Daha yavaş, daha dikkatli, daha sorumlu bir dil. Yanlış anlaşılmamak için değil, gerçekten anlamak için kurulan cümleler.
Çünkü mesele iletişimsizlik değil.
Mesele, birbirimizi duymadan konuşmaya devam etmemiz.
Ve belki de bu çağın en radikal eylemi, biraz yavaşlamak ve gerçekten dinlemektir.