İnsan yaşadığı sürece maddi zenginlik, rahat bir hayat, kaliteli eğitim ve iyi bir ailesi olmasını ister. İstediği her şeyi yapabilen biri olmak ister. Peki her şey hayat için yeterli olabilir mi ? Böyle bir hayatın içinde mücadele ruhu yoksa her şey anlamsız oluverir. Hayat başarısı ve anlamı mücadele insanı olmakla daha güzel olur. Fakir, öksüz, okula gidemeyen, ömrü sefaletle geçmiş , okul kitaplarını almak için çaba sarf etmiş, zorluklara karşı direnmiş, pes etmemiş insanların hayatları da değerli ve anlamlıdır.
Mücadele insanlarının amaçları vardır. Amaçlarına ulaşmak için yeterli enerjileri, heyecanları olmalıdır. Ümitsiz olamazlar. İyimser olurlar. Düştüğünde kalkabilen, yeniden yürüyen, başarısızlıkları bir fırsat bir ders olarak görebilen, asla karamsar olmayan, dünyadaki yerinin farkında olan, öğrenmeyi sürdüren, kaybetmekten korkmayan insanlar, anlam dolu hayatlarıyla diğer insanlardan farklıdırlar.
Yıl, son gününde Salihli de yaşayan bir mücadele insanını yanına alıp götürmüştü. Şener Kilimcigöldelioğlu. Gema vakfı başkanıydı. İlkokul arkadaşımdı. Ömrünü doğa mücadelesine adamış bir insandı. Bu dünyadan ayrılışı , aslında bir mücadelenin uğurlanması olmuştu. O bir Gediz savaşçısıydı. On binlerce yıldır var olan Gediz nehrinin mavi yeşil sularının devrile devrile akıp gittiği günleri yaşamış bir insandı. Çocukluğumuzda bisikletle o yoksa yaya olarak ulaştığımız Gediz, beyaz iç donlarımızla bizleri kucaklardı. Kıyılarındaki salkım söğütlerin yaprakları akan suyla birlikte dans ederlerdi. Sazlıklar içine yuva yaptığını bildiğimiz balıkları , elimizdeki sepetleri suya daldırarak yakalamak istediğimiz Gediz nehri, arkasında ve geçtiği her yerde dünyanın en zengin ovasını bırakıp Ege nin mavi sularına ulaşırdı. Şimdi tarihi Gediz nehri eski günlerini hatırlayıp üzüntüsünden yok olup gitti. Öksüz kaldı.
Mücadele ruhu, enerjisi, özverisi hiç tükenmeyen arkadaşımız, toprağı, suyu, çevreyi, havayı ve Gediz’in kirlenmemesini savunurken, Lidya’lıların hiç kurumayan göl adını verdikleri Mermere gölünün kurumaması için de uğraşmıştı. Gölü kurtarma projeleri ve resmi başvuruları sonuçsuz kaldı. O da kurudu , öldü, balıkları yok artık. Kuşları başka diyarlara taşındılar. Şener, ayrıca Salihli’de yerel bitki tohumu merkezini kurdu. Tohum şenlikleri düzenledi. İzmir tohum fuarı, Manisa tarım fuarı, İzmir zeytin ve zeytin yağı fuarlarında stanlar açmıştı. Çamur hamamı köyündeki tohum merkezi O nu unutmayacaktı.
Hayatlar sürüyordu. Zaman görevini yapıyordu. Yeni yıl gelir gelmez bir başka mücadele insanını alıp götürmüştü. Poyraz damlarında hayata başlayan Hüseyin Aykol’un çocukluğu Salihli de geçmişti. İlkokulu bu şehirde bitirdikten sonra İzmir Maarif Koleji sınavını kazanıp parasız yatılı olarak okumuştu. Üniversite sınavında yine başarı sağlayıp Ankara Tıp Fakültesine kaydoldu. Üçüncü sınıfta iken ailesi rıza göstermemesine rağmen yeniden sınava girdi, Siyasal Bilgiler Fakültesine kaydoldu okula devam ederken basın, yayın alanında da çalışıyordu. Siyasi yazılarından dolayı çok soruşturma geçirirken on iki eylül darbesine yakalandı. Mahkemelerden toplam on yıl ceza aldı. Değişik hapishanelerde kaldı. Artık öğrenime devam edemeyecekti. Koyu baskı dönemlerinde büyük bir cesaretle ve mücadele ruhuyla ‘’Özgür Basın’’ alanlarında önemli görevler aldı, yazılar yazmıştı. Yazarlar Sendikası üyesiydi. Bu alanda yeni yetişen gazetecilere ve öğrencilere örnek olmuştu. Çileli ve acı verici hayat yolunda hiç yılmadan büyük bir mücadele aşkıyla işine dört elle sarıldı. Dersler verdi, seminerlerde konuştu. Kitaplar yazdı. Son kitabı 2024 yılında bu yolda yürüyen arkadaşları anısına ‘’Özgür Basın Tarihi ‘’ adını taşıyordu. ‘’İlginç zamanlarda yaşamak’’ ‘’Osmanlıdan günümüze devrimci kadın portreleri’’ ‘’Bizi kimler yönetiyor’’ ‘’Refah Partisinin Tarihsel gelişimi’’ ‘’Gizli MİT’in Açık Tarihi’’ ‘’Çerkez Ethem’in Gerçek Yaşam Öyküsü’’. ‘’CİA, Gladyo, Mafya ,Çete’’ gibi kitapları yayınlanmıştı. Bir dönemin hafızası olarak, ateşten çember içinde yaşarken, mücadeleci bir insan ve kırılmayan bir kalem olarak hatırlanacaktı.