Geçtiğimiz haftalarda Salihli Tren İstasyonu tarihi bir olayın hatırlanmasına neden olmuştu. Yüz elli yıllık mekan, tarihimizde acılara, ayrılıklara neden olan ve ülkemizin kaderini değiştiren birinci savaşa katılan insanlarımızın hikayesini anlatan bir filim için seçilmişti. Çekimler yapılırken vatandaşlarımızdan da görev alanlar olmuştu. Halkımızın da ilgisini çeken senaryonun parçası olan İstasyon binamız aslında Tokat Tren İstasyonunu temsilen yer almıştı. Ülke savunmasında azalan asker sayısını arttırmak için, hicri 1315 doğumlu çocuklarımızın ve gençlerimizin de askere alınmasına karar verilmişti. Bu dönem askere alınanlara doğum tarihlerinden dolayı ‘’Onbeşliler’’denmişti. Henüz askerlik çağı gelmemiş olan çocuklarımız için ağıtlar yakıldı, türküler yazılmıştı. Ülke savunmasında hayatlarını kaybedenler yanında çok zorlu ve acılarla dolu insafsız bir savaşın tanıkları olarak tarihe geçeceklerdi.

Tokatlı Hasan, Onbeşliydi. Ailenin son erkek çocuğuydu. Bu nedenle askere alınmıyordu. Ancak Hasan gönüllü yazılmıştı. Diğer Onbeşliler’le beraber trene binmişti. Ancak arkasında yalnız kalan annesini bırakmıştı. Bir de çok sevdiği sözlüsü Hediye ‘yi. Siperlere indiklerinde , başka bir dünya ya vardıklarını anlamıştı. Mermi yağmuru altında kafasını kaldıramaz haldeydi. Aklında, hayatta kalmaktan başka bir şey kalmamıştı. Tarif edemediği günleri hızla geçip gidiyordu. Memleketinden gelen mektuptan annesinin öldürüldüğünü ve sözlüsü Hediye’nin de kaçırıldığını öğrenmişti.

O gün çok şiddetli bir yağmur yağıyordu. Hasan, yağmura doğru yürüdü, yüzünü gökyüzüne çevirdi. Yağmur gözyaşlarıyla beraber yanaklarından süzülüp akıyor ve toprağa ulaşıp sevgiyle kucaklaşıyordu. Yağmur, sanki hayatın sırtına yüklediği, biriktirdiği ne varsa alıp götürüyor ve toprağa kavuşuyordu. Yapraklardaki birikmiş tozları yere indirdikçe, gizlenmiş kalmış yeşilin bütün güzellikleri ortaya çıkıyordu. Hatta yerdeki çimenleri de yıkayıp , akıp gidiyordu. Şiddetli yağan yağmur için bu gün tam bir temizlik günüydü.

Yağmur bugün çok kararlıydı. Yeryüzünün kirini pasını alıp götürüyordu. Aslında Hasan’ında ömründeki en güzel anlarıydı yağmurla birlikte olması. Yağmurun sayılmayacak kadar damlalarının, o kadar sesler çıkarmasını ve o kadar şarkılar söylemesini dinledi bir zaman. O anda yağmurun dilini bilmesini çok arzu etmişti. Her damlası başka bir dünya ve her damlası başka bir nefesti. Her yere ulaşıyordu. Her yere hayat veriyordu. Tohuma can veriyordu. Yağmur yüreğine ve gönlüne sessiz bir ferahlık vermişti. Gözü vardı sanki yolunu bulup akıp gidiyordu kendine hasret kalan toprağa ve her şeye ulaşıyordu. Keşke bu muhteşem varlıkla yolculuk yapabilseydi.

Bugün bir yandan da sıkıntılı bir soğuk yüreğini soğutuyordu. Yağmur ve soğuk şiddetini artırdıkça bir elin boğazını sıktığını hissediyordu. Bu sırada düşünmekten vazgeçerek kendini yağmura ve soğuğa teslim etmeye karar vermişti. Hiç beklemediği bir şey olmuştu. Gönlünün bütün derinliklerinde sivri uçlu bir mızrak dolanıyordu ancak canını acıtmıyordu. Acısız bir ölüm için çok mükemmel bir gündü.

Onca yağmur ve soğuktan sonra gökyüzü sonsuz maviliğine geriye dönmüştü. Ortalığı çelik renkli bir parlaklık kaplamıştı. Toprağın saf ve temiz kokusu yayılıyordu. Ne kadar özlemişti, bütün sırları saklayan varlığın kokusunu. İçine çekiyordu yavaşça, bir daha, bir daha. Artık bu gün düşünmeyi de tamamen bırakmıştı. Hatta hayal kurmak bile istemiyordu. Bu günü toprakla geçirmek istiyordu. Üzerine uzanıp, boylu boyunca sarılmak, doyasıya yatmak ve sonsuz bir uykuya dalmak istiyordu. Yeryüzünün en vefalı, en muhteşem varlığıyla beraber olup, sınırsız bir mutluluğa doğru koşmak istiyordu. Uzaklardan esip gelen ılık bir rüzgar kulağına şöyle fısıldıyordu.

Hey onbeşli ,onbeşli Tokat yolları taşlı. Onbeşliler geliyor yârimin gözü yaşlı...Aslan yârim kız senin adın Hediye…. Ben dolandım sende dolan gel beriye… Fistan aldım endazesi on yediye……………….......