“Hazal”

Beş yıl önce hayatıma Hazal girdi. Henüz 14 yaşında, küçücük bir kız çocuğuydu; öğrencilerimden biriydi.

Öğretmenlik biraz tuhaf bir meslek. Her yıl onlarca, yüzlerce öğrenci olur sınıflarınızda. Yoklama listesinde önce yalnızca bir isimdirler. Sonra huylarını öğrenirsiniz. Kimin neye güldüğünü, kimin ne zaman sustuğunu, kimin gözlerinin hangi konuda parladığını fark etmeye başlarsınız. Zamanla ailelerini, karakterlerini tanırsınız. Aynı sınıfı, aynı günleri paylaşırken öğrencileriniz evladınız gibi olur.

Sonra yıllar geçer.

Bazıları mezun olur, gider. Bazılarıysa okuldan gider ama hayatınızdan gitmez.

Hazal onlardan biri.

Beş yılda çok şey biriktirdik biz. Birlikte çalıştık, ürettik, güldük, yorulduk. Projeler yaptık, başka ülkelere uzanan büyük hayaller kurduk. Başardığımız işler de oldu, hayal kırıklıklarımız da… Sevinç çığlıkları attığımız günler de oldu, sinirden uyuyamadığımız geceler de…

Ama bütün bunların içinde benim için en kıymetlisi yaptığımız projeler ya da kazandığımız başarılar değildi.

Bana olan güveniydi.

Biz öğretmenler, öğrencilerimize güvenmemiz ve onların arkasında durmamız gerektiğini biliriz. Ama bazen hayat rolleri değiştiriyor. Bir bakıyorsunuz, yıllarca arkasında durduğunuz o çocuk, sizin zor zamanınızda yanınızda durmuş.

Hazal bunu yaptı.

Ben de onun büyümesini izledim.

Sakinliğini, istikrarını, başladığı işi yarım bırakmayışını… Yurt dışı projelerinde sorumluluk almasını, çalışmasını, üretmesini, sabrını, sakinliğini…

Ve belki hepsinden önemlisi, daha bu yaşta “Ben ne istiyorum?” ve daha da önemlisi, “Ben ne istemiyorum?” diye kendisine sorabilmesini izledim.

Çünkü büyümek biraz da bu soruları sorabilmek galiba.

Üniversite Neden Okunur?

Yıllardır çocuklara aynı şeyleri söylüyoruz:

“İyi bir üniversite kazan.”

“İş garantisi olan bir bölüm seç.”

“Mezun olunca ne kadar maaş alacaksın?”

“O bölümün geleceği var mı?”

Elbette hayatın ekonomik bir tarafı var. Gençlerin bir gün kendi ayakları üzerinde durabilmeleri çok önemli.

Ama eğitimi yalnızca para kazanmanın bir yolu olarak tarif ettiğimizde çok önemli bir şeyi eksik bırakıyoruz:

İnsanın kendisini ve ömrü boyunca nasıl bir hayatın içinde mutlu olabileceğini keşfetmesini…

Üniversite yalnızca dört yıl okuyup sonunda elimize bir diploma aldığımız yer olmamalı.

Bir gencin kendini tanıdığı, dünyaya başka pencerelerden baktığı, merak ettiği, yanıldığı, yeniden denediği, başka insanlarla karşılaştığı ve yavaş yavaş “Ben kimim, nasıl bir hayat istiyorum?” sorusuna cevap aradığı bir yer olmalı.

Çünkü insan yalnızca meslek seçmiyor.

Aslında nasıl bir hayat yaşayacağını da seçiyor.

Hazal’ın hikâyesini benim için kıymetli yapan biraz da bu.

Bir noktada, “Sağlık okumak bana göre değil.” diyebildi. Üstelik bunu söylemekle kalmadı; son yılında okulunu, hatta ilçesini değiştirecek kadar radikal bir karar aldı. Hem de ailesine ya da bir başkasına danışmadan… Bana bile.

Kolay değildi O’nun için.

Lise son sınıftaydı. Hiç tanımadığı bir çevre, bambaşka bir sistem… Üstelik tek başınaydı ve lise ders temelinde önemli eksikler vardı.

Belki üniversiteye giden yolundan önce başlayan asıl şey, Hazal’ın kendini bulma yolculuğuydu.

Ne istemediğini fark etmişti sonuçta.

Bu, aslında bazen ne istediğini bilmekten bile daha kıymetlidir.

Üstelik arkasında kararlarına güvenen, onu kendi hayallerine göre şekillendirmek yerine kendi yolunu bulmasına izin veren bir ailesi vardı.

Bir genç için bundan daha büyük şanslardan biri olabilir mi?

Şimdi İzmir’de üniversitede Müzecilik okuyacak.

Geçmişin hikâyelerini korumayı öğrenecek bir genç kız, kendi hikâyesini yazmaya gidiyor.

Bırakalım biraz da gençler seçsin hayatı

Belki biz eğitimcilerin ve anne babaların yapması gereken, çocuklara sürekli hangi yoldan yürümeleri gerektiğini göstermek değildir.

Bazen yalnızca yürüyebileceklerine inanmaktır.

Elbette okusunlar.

Çok okusunlar.

Dil öğrensinler, dünyayı görsünler; sanatla, bilimle, edebiyatla tanışsınlar. Kendilerini geliştirsinler. Meslek sahibi olsunlar, kendi ayakları üzerinde dursunlar.

Ama bütün bunları yaparken kendilerini kaybetmesinler.

Sevmedikleri, istemedikleri, mizaçlarına uygun olmayan bir yerde bir ömür geçirmesinler.

Çünkü başarı yalnızca çok para kazanmak, iyi bir makam sahibi olmak ya da kartvizitin altına gösterişli bir unvan yazdırmak değildir.

Bazen başarı, sabah kalktığınızda gideceğiniz yere giderken küfretmemektir, gerilmemektir.

Pazartesiden nefret etmemektir.

Yaptığınız işin içinde kendinizden bir parça bulabilmektir.

Akşam başınızı yastığa koyduğunuzda:

“Bugün kendi hayatımı yaşadım.”

diyebilmektir.

Çocuklarımız yanlış tercihler de yapacaklar.

Bölüm değiştirecekler. Fikir değiştirecekler. Bazen düşecek, bazen yeniden başlayacaklar.

Olsun.

Hayat zaten biraz da böyle öğrenilmiyor mu?

Yeter ki bir gün aynaya baktıklarında anne babalarının, öğretmenlerinin ve toplumun bütün beklentilerini kusursuzca yerine getirmiş ama kendi hayatına hiç uğramamış bir yabancıyla karşılaşmasınlar.

Asıl trajedi bu işte.

İyi bir doktor, iyi bir mühendis ya da iyi bir müdür olup mutsuz, gergin, sinirli yaşayan nice insan var.

Kendi Hikâyenin Kahramanı Ol

Beş yıl önce 14 yaşında küçücük bir kız çocuğu olarak tanıdığım Hazal, şimdi üniversiteye gidiyor.

Benim öğretmenlik hikâyemin, hatta hayat hikâyemin güzel parçalarından biri olarak…

O’na ve yolun başındaki bütün gençlere bir eğitimci olarak söylemek istediğim aslında çok basit:

Kendi potansiyelinize güvenin.

Okuyun. Merak edin. Gezin. Üretin. Yanlış yapın. Fikrinizi değiştirin. Yeniden başlayın.

Ve korksanız bile yürüyün.

Çünkü cesaret hiç korkmamak değildir. Korkuya rağmen kendi hayatından vazgeçmemektir.

Sevdiğiniz işi yapın. Dünyaya dokunun. Hayattan keyif almaktan utanmayın.

Bir gün dönüp baktığınızda bütün yanlışlarınız ve doğrularınızla:

“Bu hayat benimdi. Ben seçtim ve ben yaşadım.”

diyebilin.

Sonra hikâyenizi anlatın.

Belki sizin cesaret ettiğiniz yerde başka bir genç de kendi hayatına cesaret eder.

Hikâyeniz umut olsun.

Hikâyeniz ilham olsun.

Varlığınız çevrenize anlam katsın.

Ama en çok da hikâyeniz gerçekten sizin olsun.

Hazal’ın hikâyesi ise daha yeni başlıyor.

Hazal’ın hayatında filizler şimdi büyümeye başlıyor. Bundan sonrası da öncesi gibi onun yolu, onun seçimleri, onun hikâyesi…

Kendi hikâyesinin kahramanı olmak için yola çıkan bütün gençlere; düşmekten, yeniden başlamaktan, yol değiştirmekten korkmadıkları ve en sonunda kendilerini, sevdikleri işi ve ait hissettikleri hayatı buldukları güzel bir serüven diliyorum.

Çünkü belki de büyümek, herkesin olmamızı istediği kişi olmaktan vazgeçip kendimiz olmayı göze almaktır.