"Hayatımıza giren herkes bir iz bırakır; kimi yürekte sonsuz bir yer bulurken, kimi ömre ders olur."
Dostluk, arkadaşlık neydi sahiden?
Dostlarımız kimlerdi? Onları bize dost yapan neydi?
Kan bağımız olan insanlar, hayatımızda çoğu zaman zorunlu olarak vardır. Akraba dediklerimizden zarar görsek bile, sevmesek bile, hatta hiçbir paylaşımımız olmasa; bizi tanımasalar, daha da acısı tanımak için hiç çaba göstermeseler bile onları hayatımızda taşırız. Hz. Yusuf'u kuyulara atanlar da aslında onun kan bağı olanlardı. Bir bakıma yüzyıllardır Habil ile Kabil'in hikâyesini yaşamaya devam ediyoruz.
Oysa dostlar başkadır... Onlar, kan bağı olmadan seçtiğimiz; kalbimizin kabul ettiği, seçilmiş ailelerimizdir.
Bana göre en şanslı insanlar; gerçekten güvenebileceği bir ya da iki dost edinmiş, kapısını günün her saati çalabilecek kadar yakın olduğu, zor zamanında yanında duran, iyi gününde omuz omuza şarkılar söyleyebildiği, emeğinin karşılığını görebildiği insanları bulanlardır. Çünkü insan, gerçek dostluğu bulamadığında çoğu zaman sessizce eksilir.
Bir bakın hayatınıza... On yıl önce "dostum" dediğiniz kaç kişi hâlâ yanınızda? Peki beş yıl önce hayatınızın merkezinde olan insanlar bugün de aynı yerde mi?
Yıllar önce özel sektörde çalışırken çok sevdiğim büyüğüm, rahmetli Mehmet Semih Alkoç ne güzel derdi. Türkiye'nin tanınan CEO'larından biriydi Semih Bey.
"Filiz, bu sözümü sakın unutma. Aldığın eğitim sana bir kapı açar; ancak güven ve vefa yüz kapı açar. Tanıştığın, işini iyi yapan insanları asla kaybetme. Hayatta başarı da mutluluk da dostluktan ve bir de dost kazığından geçer."
O zamanlar henüz taze mezun, hayat telaşıiçinde bir asistandım. Söylediklerinin derinliğini tam anlamıyla kavrayamasam da, her sohbetimizde bana verdiği hayat dersleri üzerimde derin izler bıraktı. Aslında fark etmeden beni hayata hazırlıyordu.
Dostluk bir davadır. Ortak bir paydada öz paylaşımıdır. Neyi, neden yaptığının sorgulanmadığı bir mertebedir. İşte bu da herkese nasip olmaz. Dostluğu taşımak emek ister.
Dostlar ilaç gibidir... Ne kadar ağır yaralıysak, antibiyotik ya da serum gibi şifa olmak için çırpınırlar. Bazen can yaksalar, yan etkileri olsa, bir tarafımızı törpüleseler, hatta biraz incitseler bile biliriz ki bizi olduğumuz gibi severler. Daha iyi olalım, daha mutlu, daha huzurlu, daha çok kendimiz olalım diye benliğimize adeta vitamin olurlar.
Bazen de olmaz...
"Kayıp, kayıp olduğunun bile hatırlanmayacağı derinliklere gömülüp bırakılır."
Derin sandığımız, emek verdiğimiz yer; bir bakmışız çakıl taşlarıyla dolu sığ bir balçığa dönüşmüş. Kurtarmaya çalışmak bazen sadece daha çok boğar. Çünkü insan derin sularda değil, sığ sularda boğulur.
İnsana yaşama anlam yükleyen de insandır. Şu bir gerçek ki, herkes ancak kendi içindeki kadarını verebilir karşı tarafa. İnsan ise anlaşılmak uğruna çabalar, yorulur, kimi zaman da kavga eder durur. Belki de buna "anlaşılma sanrısı" denilen o görünmez narkoz sebep olur.
Oysa insan, hayata anlam yükleyerek yaşar. Anlamlı bir hayat kurmaya çalışanlar, bazen anlamsız putlara tapanlarla çarpışır şu kısacık ömürde. Geriye ise, "Yaşa, geç." diyemediğimiz ağırlıklarımız kalır.
Hayatta en çok da güvendiğimiz, "dost" dediğimiz insanların düşmanlığı; verdikleri zarar ve ihanetler yorar kalbimizi. Ama bütün bu yaşanmışlıklar, zamanla en büyük farkındalıklara ve en kıymetli kazanıma dönüşür: Tecrübe.
Çünkü hayat, dost sandıklarımızla değil; onlardan öğrendiklerimizle olgunlaştırır bizi.
Hayatta karşılaştığımız herkesin hikâyemizde bir rolü vardır. Bizim de onların hikâyesinde...
Kimi bize hayatı ve kendimizi tanımamız için bir ders olur. Kimi, hayatımıza kattığı anlam, verdiği destek ve sevgisiyle en güzel armağana dönüşür.
Hayatımız boyunca tanıştığımız her insan belli bir amaca hizmet eder. Kimisi imtihanımız olur. Kimisi aklımızı, emeğimizi, çevremizi, statümüzü, paramızı, ilgimizi ya da kalbimizi kullanmaya çalışır. Kimisi ise farkında bile olmadan bize kendimizi öğretir.
Ama en kıymetlileri; içimizdeki en iyi yanları ortaya çıkaranlardır. Göremediğimiz güzellikleri, fark edemediğimiz potansiyelimizi görürler. Bundan rahatsız olmaz, kıskanmaz, engellemezler. Sessizdirler belki; ama en sağlam destektirler.
İşte onlar, hayat boyu yanımızda tutmaya değer olan insanlardır.
Can Yücel'in dostluk üzerine yazdığı şu dizeler, galiba insanın insanda aradığı şeyi en güzel şekilde anlatıyor:
Ben;
Benden olgun insan isterim karşımda!
Benden dürüst...
En ufak dalgada,
Arkasını dönmeyecek kadar olgun.
Arkamı döndüğümde,
Sırtımdan vurmayacak kadar güvenilir.
Bir o kadar cesaretli olmalı.
Yağmurda ıslanıp, fırtınadan kaçmamalı.
Ayağı taşa takılınca kayadan korkmamalı.
İşine gelince sevip,
Zoru görünce bırakmamalı...!
— Can Yücel
Yıllar geçse de dostluklarınız silinmesin. Emekle yeşersin, vefayla büyüsün, umutla filizlensin. Çünkü insanın bu hayatta bırakabileceği en güzel iz; ardında bıraktığı dostluklar ve dokunduğu yüreklerdir ve insan, buhayattan geriye ne servetini ne unvanını bırakıyor. Geride bıraktığı ya dost olur... ya ders... ya da dert