İnsan, hayat yolunda yürürken yalnızca adımlarını değil, izlerini de taşır. Her adım bir seçimdir, her iz bir hatıra… Ama en çok da yaralar kalır geride. Kimi zaman dizde bir çizik, kimi zaman kalpte kapanmayan bir boşluk. Asıl yaralar görünmez olanlardır; sorulmadıkça anlatılmayan, anlatıldığında bile tam anlaşılamayanlar.
Her insanın içinde sessizce büyüttüğü bir hikâye vardır. Kimileri hikâyesini kelimelere döker, kimileri suskunluğa emanet eder. Gündüzleri güçlü görünenlerin geceleri kendileriyle yaptığı uzun konuşmalar vardır. Çünkü güçlü olmak, her zaman mutlu olmak değildir; çoğu zaman dimdik durabilme çabasıdır.
Yaralar öğretir. Acıtırken fark ettirmeden olgunlaştırır insanı. En çok “bir daha asla” dediğimiz yerlerden öğreniriz sabrı. En derin yaralar, en keskin sessizliği öğretir. Artık herkese her şeyi anlatmazsın. Kiminle konuşacağını değil, kiminle susacağını öğrenirsin. Bu da bir büyüme biçimidir.
Zamanla anlarsın ki herkes taşıyabileceği kadar yük alır omzuna. Kimisi erken yorulur, kimisi geç. Ama kimse göründüğü kadar hafif değildir. Gülüşlerin ardında saklanan hikâyeler vardır. “İyiyim” diyenlerin çoğu, sadece anlatmamayı tercih etmiştir. Çünkü bazı acılar, kelimeye sığmaz.
Hayat bazen merhem olur, bazen yaranın ta kendisi… Ama her yara, insanı biraz daha kendine yaklaştırır. Ne istediğini, neyi hak ettiğini ve en çok da neye tahammül edemediğini öğretir. İnsan, en çok kırıldığı yerden tanır kendini.
Ve bir gün dönüp baktığında fark edersin; yaşadıkların seni eksiltmemiştir. Aksine, derinleştirmiştir. Daha anlayışlı, daha sabırlı, daha gerçek biri yapmıştır. Yaralarınla barıştığında, hikâyen de güzelleşir. Çünkü her yara yalnızca bir iz değil; aynı zamanda bir hatırlatmadır:
Hayattasın. Dayandın. Öğrendin. Geçtin.