Her yıl 14 Şubat geldiğinde vitrinler kırmızıya bürünür. Kalpler çoğalır, güller tükenir, cümleler süslenir. Fakat ben, hayatın içinden gelen biri olarak şunu soruyorum: Sevgi gerçekten bir güne mi sığar, yoksa bir ömre mi yayılır?
Yıllar insana çok şey öğretir. Emek vermeyi, sabretmeyi, susmayı, affetmeyi… Ve en önemlisi; sevginin sadece bir duygu değil, bir sorumluluk olduğunu. Çünkü sevgi, yalnızca heyecan değildir. Sevgi; fedakârlıktır. Yeri geldiğinde kendi yorgunluğunu içine atıp karşındakine güç olmaktır. Yeri geldiğinde susarak büyümektir.
Gençken sevgi daha coşkuludur. Kalp daha hızlı atar, sözler daha cesurdur. Fakat zaman geçtikçe insan anlar ki asıl kıymetli olan; fırtınalı duygular değil, sarsılmayan sadakattir. Aynı yastığa baş koyarken “iyi ki” diyebilmektir. Hayatın bütün yükünü birlikte omuzlayabilmektir.
Sevgi; sadece özel günlerde hatırlanan bir jest değildir. Sabahın erken saatinde hazırlanan bir çaydır. Yorgun bir akşamda sessizce tutulan bir eldir. Kırgınlıkların üzerine sabırla kurulan köprüdür. Gösterişli sözlerden çok, sade ama içten bir bakıştır.
Benim için sevgi; birlikte yaş alabilmektir. Kusurları bilip yine de vazgeçmemektir. Zor zamanlarda çözülmek yerine daha sıkı kenetlenmektir. Çünkü gerçek sevgi; alkışta değil, dayanışmadadır. Şatafatta değil, sadeliktedir. Gösterişte değil, emektedir.
Sevgililer Günü elbette güzel bir hatırlatmadır. Ama sevgi; takvime bağlı kalırsa eksik kalır. Asıl mesele 14 Şubat’ta değil, 15 Şubat’ta da aynı saygıyı, aynı nezaketi sürdürebilmektir. Sevgi, bir güne sığmaz. Sevgi; bir ömrün emanetidir.
Ve ben inanıyorum ki…
Sevgi, emek ister.
Emek verenler ise sevgiyi büyütür.
Sevgiyle kalın.