Her sabah haber bültenlerinde, sosyal medya akışlarında dev bir operasyon haberiyle uyanıyoruz. Özellikle son günlerde operasyonların sadece sokak aralarına değil, pırıltılı dünyaya, sanat ve cemiyet hayatının ünlü isimlerine kadar uzanması, bu bataklığın ne kadar derinleştiğini bir kez daha gözler önüne seriyor. Bu operasyonlar gösteriyor ki; zehir tacirleri sınıf, statü ya da şöhret tanımıyor; her kapıyı çalmaya, her hayatı karartmaya yelteniyor.

Uyuşturucunun girdiği bir evde artık huzurdan bahsetmek mümkün mü? Bir anne düşünün; evladının gözlerinin içindeki o yabancı bakışı gördüğünde dünyası başına yıkılan... Bir baba düşünün; el bebek gül bebek büyüttüğü fidanının, bir zehir uğruna eriyip gidişini çaresizce izleyen...

Uyuşturucu sadece kullanıcıyı öldürmüyor; koca bir aileyi yaşayan ölülere dönüştürüyor.

  • Güven duygusu yok olur: Kapılar kilitlenir, cüzdanlar saklanır, her sözün altında bir yalan aranır.

  • Sevgi yerini korkuya bırakır: Evlat, en güvenli limanı olan anne-babası için bir "tehdit" haline gelir.

  • Ekonomik yıkım başlar: Bir ailenin yıllarca dişinden tırnağından arttırdığı her kuruş, o acımasız tacirlerin kasasına akar.

Türkiye'nin en büyük gücü genç nüfusu, yani dinamizmidir. Zehir tacirlerinin asıl hedefi de tam olarak budur. Bir genci uyuşturucuya alıştırmak, bir ülkenin sadece bir gününü değil, koca bir elli yılını çalmaktır. O gencin kuracağı hayalleri, yapacağı icatları, vatana millete hayırlı bir evlat olma potansiyelini bir kağıt parçasına ya da bir zehre hapsetmektir.

Sokak aralarında, okul önlerinde hatta ekranların pırıltılı dünyasında pusuda bekleyenler, aslında sadece "madde" satmıyor; bir neslin geleceğini pazarlıyorlar. Gençlerimizi bu bataklığa çeken en büyük tuzak ise "bir kereden bir şey olmaz" yalanı veya sahte bir çevreye ait olma arzusudur.

Milli Bir Seferberlik Şart

Polisimiz yakalıyor, jandarmamız sınırları tutuyor, devlet en tepeden "nefes aldırmayacağız" diyor; evet. Ama bu mücadele sadece operasyon videolarıyla kazanılamayacak kadar büyüktür.

  • Aileler çocuklarıyla sadece arkadaş değil, onlara her koşulda sığınacakları bir liman olmalı.

  • Eğitim sistemi, akademik başarıdan önce karakter inşasına ve "hayır" diyebilme cesaretine odaklanmalı.

  • Toplum, bu bataklığa düşeni dışlamak yerine elinden tutup çekip çıkarmalı, sosyal hayata geri kazandırmalıdır.

Uyuşturucu meselesi bir milli güvenlik sorunudur. Bu zehirle mücadele etmek, vatan savunması yapmakla eş değerdir. Çünkü sınırları korumak ne kadar önemliyse, o sınırların içindeki zihinleri ve bedenleri korumak da o kadar hayatidir.

Tek bir gencimizi bile, ister sokak başında ister bir stüdyo dairesinde bu canavara kurban vermeye tahammülümüz yok. Kimliğine, ününe ya da parasına bakılmaksızın yapılan bu operasyonları desteklerken, bizler de kendi kapımızın önünü süpürmek, evlatlarımıza gözümüz gibi bakmak zorundayız.

Unutmayalım; uyuşturucu sadece bir kişiyi zehirlemez, bir toplumun köklerini kurutur. Geleceğimizi çalmaya çalışanlara karşı en büyük silahımız; sağlam bir aile yapısı, kaliteli eğitim ve birbirimize olan sarsılmaz bağlılığımızdır.