Her sabah "hayırlı işler" diyerek evden çıkan binlerce insanın akşam evine aynı sağlıkla dönebilmesi, modern dünyanın en temel sorumluluğudur.

2-10 Mayıs tarihleri arasını her yıl İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Haftası olarak kutluyor ya da daha doğru bir tabirle "idrak ediyoruz". Genelde bu tarz haftalar teknik terimlerle, ağır mevzuatlarla veya sıkıcı sunumlarla anılır. Ancak işin aslına baktığımızda mevzu sadece kanunlar değil, doğrudan "insan hayatıdır". Bir kişinin sabah vedalaştığı ailesine akşam aynı sağlamlıkta dönmesi, herhangi bir üretim rakamından ya da kâr oranından çok daha değerlidir.

Pek çoğumuz "Bana bir şey olmaz" mantığıyla büyüdük. "Yıllardır bu işi yapıyorum, ben kurduyum bu işin" cümlesi maalesef pek çok kazanın öncüsü oluyor. Oysa iş sağlığı ve güvenliği disiplini, insan hatasını en aza indirmek ve öngörülemeyeni öngörmek için vardır. Bir baretin takılmaması, bir emniyet kemerinin "iki dakikalık iş" denilerek boş verilmesi bazen geri dönüşü olmayan yollara sokabiliyor bizleri. Güvenlik, bir yük değil, yaşamın sigortasıdır.

Sadece ağır sanayide, inşaatlarda veya madenlerde değil; artık hayatın her alanında bu bilince ihtiyacımız var. Bir ofis çalışanının yanlış sandalye seçimi yüzünden yaşadığı bel fıtığı da, bir kuryenin acele ettirildiği için yaptığı kaza da bu haftanın konusudur. İş sağlığı, sadece fiziksel bütünlüğü değil, ruhsal sağlığı da kapsar. Mobbingden uzak, stres yönetimi yapabilen, huzurlu bir çalışma ortamı da aslında bir iş güvenliği meselesidir.

İşverenler açısından baktığımızda ise, güvenlik önlemlerini bir "maliyet kalemi" olarak görmek en büyük yanılgıdır. Önlem almak için harcanan zaman ve kaynak, bir kaza sonrası ödenecek bedellerin yanında her zaman çok daha küçük kalır. Sağlıklı bir çalışan, mutlu bir çalışandır; mutlu çalışan ise verimli bir iş gücü demektir. Dolayısıyla güvenlik önlemlerine yapılan yatırım, aslında işletmenin geleceğine ve sürdürülebilirliğine yapılan yatırımdır.

Bu noktada eğitim en kritik basamak. Ancak bu eğitimler sadece kağıt üzerinde imzalanan formlar olarak kalmamalı. Her çalışanın, çalıştığı ortamdaki riskleri bir uzman gözüyle görebilmesi, tehlikeyi sezdiği an dur diyebilmesi gerekiyor. "Önce iş" değil, "önce güvenlik" bilinci bir kurum kültürü haline gelmediği sürece, en gelişmiş ekipmanlara sahip olsak bile risk her zaman kapıda bekleyecektir.

Toplum olarak da bu konuda bir zihniyet değişimine ihtiyacımız var. Bir inşaatın yanından geçerken baretsiz çalışan birini gördüğümüzde başımızı çevirmek yerine, bunun bir hak ihlali olduğunu hissetmeliyiz. İş güvenliği sadece mühendislerin ya da denetçilerin değil, hepimizin ortak vicdanıdır. Kurallara uymak bir "korku" değil, bir "saygı" biçimidir; kendine, ailene ve iş arkadaşlarına duyduğun saygıdır.

Sonuç olarak, hiçbir üretim bandı, hiçbir yüksek katlı bina ya da hiçbir acil dosya, bir insanın canından daha kıymetli değildir. Bu hafta vesilesiyle bir kez daha hatırlayalım: En iyi iş, güvenli yapılan iştir. Tüm emekçilerimizin kazasız, belasız, sağlık ve afiyet içinde çalıştığı; akşam evine huzurla döndüğü bir çalışma hayatı diliyorum. Haftanız kutlu olsun.