Merhaba patili köşe okurları, ben Vik. Yine camın kenarındaki o meşhur yerimdeyim. Hani şu altından sıcaklık gelen beyaz metalin (siz kalorifer diyorsunuz) tam üstünde. Dışarıda gökyüzü griye boyanmış, yağmur camı tıkır tıkır dövüyor. Sizin için "romantik" bir hava olabilir ama benim için bu ses, eski mahallemdeki arkadaşlarımın dişlerinin birbirine çarpması demek.
Biliyorsunuz, ben 1 aylıkken sokağın tozunu yutmuş, o soğuk betonlarda sabahlamış biriyim.

Şimdilerde tüylerim parlıyor, karnım tok ve güvendeyim. Ama bazen gece rüyamda hala kendimi o eski çöp konteynerinin yanında, zayıf bir sarman arkadaşımla titrerken görüyorum. Sıçrayarak uyanıp yanındaki dolu mama kabıma bakınca "kurtuldum" diyorum ama kalbim hala dışarıda atıyor.
Üstelik artık yalnız da değilim; benim gibi sokakların tozunu yutmuş, sonra bu sıcak yuvada buluştuğumuz iki tekir kardeşim daha var. Beraber koltuğa yayılıp dışarıyı izlerken hep aynı şeyi düşünüyoruz:

Biz çok şanslıyız ama ya diğerleri? Çünkü ben o tüylerin arasına giren keskin ayazın ne demek olduğunu unutamadım.
Bir Karton Kutu Kaç Oda Eder?
Geçen gün pencere pervazına bir kumru kondu, biraz dertleştik. Bana parktaki ağaçların nasıl çıplak kaldığını, sığınacak yer bulmanın ne kadar zorlaştığını anlattı. Ona içerideki sıcaklığı anlatırken utandım biraz. Siz bugünlerde evleri nasıl daha iyi ısıtırız diye düşünüyorsunuz. Bizim içinse kışın tek bir lüksü vardır: Rüzgar geçirmeyen bir kuytu.

İnanın, bir marketten aldığınız o boş karton kutu, dışarıdaki bir kedi için sizin saraylarınızdan daha kıymetlidir. Üstünü bir plastikle kaplayıp içine eski bir kazağınızı koysanız, bir cana dünyaları vermiş olursunuz. O kutuların içinde ne hayaller kuruluyor, bilseniz...
Anahtarı Çevirmeden Önce Bir Dakika Durun
Şu soğuklarda bir de o tekerlekli metal devleriniz (arabalarınız) var ya... Onların motorları durduğunda bile bir süre sıcak kalıyor. Bizim gibi evsiz canlar için o sıcaklık, kışın ortasında bulduğumuz bir vaha gibi. Birçok arkadaşım o sıcaklığa sığınıp derin bir uykuya dalar.

Sizden tek bir ricam var: O anahtarı çevirmeden önce kaputa bir kez "tık tık" vurmanız sadece bir saniyenizi alır. Ama o küçük hareket, orada uyuyan küçük bir kalbi uyandırır ve onu hayata bağlar. Ben bir zamanlar o motorların altında kaç gece sabahladığımı hatırladıkça hala ürperiyorum.
Ben şanslıydım; bir el uzandı, beni o buz gibi kaldırımdan çekip bu sıcak köşeye koydu. Her "sahiplenme" bir dünyayı kurtarmaktır, ben bunu bizzat yaşadım. Şimdi bu yazıyı okurken bir düşünün; dışarıda sizin bir dokunuşunuza, bir kap mamanıza veya rüzgardan koruyacak bir kutunuza muhtaç binlerce sessiz dostum var.

Lütfen, sadece kendi evinizin sıcaklığına dalıp gitmeyin. Motor kaputuna vurun, kapı önüne bir kap su koyun, bir kutuyu yuvaya çevirin. Kuşlara da birkaç ekmek kırıntısı atın, pencere arkadaşım öyle söyledi.
Ben Vik. Bugün karnım tok, uykum var ama gözüm hala o buğulu camın arkasındaki dostlarımda. Siz de onları unutmazsanız, inanın bu kış hepimiz için çok daha sıcak geçer.

Unutmayın, dünya sadece sizin değil; biz paylaştıkça güzelleşiyor. Bir kap mama karnımızı, bir 'tık tık' ise hayatımızı kurtarır.
Kalbiniz hep mırlasın!