Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu (DEHB), toplumda hâlâ büyük ölçüde yanlış anlaşılan ruhsal durumlardan biridir. Çoğu zaman yalnızca “yerinde duramayan çocuklar” ile özdeşleştirilse de, DEHB çocuklukla sınırlı olmayan; ergenlikte ve yetişkinlikte de devam edebilen nörogelişimsel bir bozukluktur.

DEHB; dikkat eksikliği, hiperaktivite ve dürtüsellik olmak üzere üç temel belirti kümesiyle tanımlanır. Ancak her bireyde bu belirtiler aynı şekilde görülmez. Bazı kişiler daha çok dikkatini toplamakta zorlanırken, bazıları dürtü kontrolüyle ilgili güçlükler yaşar. Bu nedenle DEHB çoğu zaman fark edilmez ya da yanlış tanılarla gölgede kalır.

Yetişkinlerde DEHB; işleri erteleme, zaman yönetiminde zorlanma, unutkanlık, ilişkilerde sabırsızlık, duygusal iniş çıkışlar ve kronik yetersizlik hissiyle kendini gösterebilir. Kişi çoğu zaman çevresinden “daha çok denesen yaparsın” ya da “potansiyelini harcıyorsun” gibi cümleler duyar. Oysa sorun çaba eksikliği değil, beynin bilgiyi işleme ve düzenleme biçimidir.

DEHB tanısı almamış bireyler yıllar boyunca kendilerini tembel, dağınık ya da başarısız olarak etiketleyebilir. Bu durum zamanla özgüven kaybına, kaygı bozukluklarına ve depresif belirtilere zemin hazırlayabilir. Özellikle yetişkinlikte tanı alan bireyler, geçmişte yaşadıkları birçok zorluğun aslında bir açıklaması olduğunu fark ederek büyük bir rahatlama yaşayabilir.

DEHB tedavisinde psikoeğitim, psikoterapi ve gerektiğinde ilaç tedavisi etkili yöntemler arasındadır. Bunun yanı sıra yapılandırılmış yaşam düzeni, net sınırlar, teknoloji kullanımının dengelenmesi ve destekleyici çevre büyük önem taşır. DEHB ile yaşamak zorlayıcı olabilir; ancak doğru destekle bu durum, yaratıcılık, hızlı düşünme ve yüksek enerji gibi güçlü yönlerle dengelenebilir.

DEHB bir karakter kusuru değil, nörolojik bir farklılıktır. Bu nedenle suçlamak, etiketlemek ya da görmezden gelmek yerine; anlamaya, fark etmeye ve desteklemeye ihtiyaç vardır. Çünkü doğru anlaşıldığında DEHB, bireyin hayatını sınırlayan değil; doğru yönlendirildiğinde şekillendiren bir özellik hâline gelebilir.

DEHB’nin doğru şekilde ele alınabilmesi için bireysel belirtilerin bütüncül bir değerlendirmeyle ele alınması büyük önem taşır. Erken tanı, doğru yönlendirme ve bilimsel temelli müdahaleler; bireyin akademik, mesleki ve sosyal işlevselliğini anlamlı biçimde artırabilir. Bu süreçte psikoeğitim, psikoterapi ve gerektiğinde psikiyatrik destek, kanıta dayalı yaklaşımlar çerçevesinde planlanmalıdır. DEHB’yi yalnızca belirtiler üzerinden değil, bireyin yaşam öyküsü ve güçlü yönleriyle birlikte değerlendirmek; etik, kapsayıcı ve etkili bir ruh sağlığı yaklaşımının temelini oluşturur.