Bazı hikâyeler sadece ilham vermez; insan psikolojisine dair bildiğimiz pek çok şeyi yeniden düşündürür. Tererai Trent’in yaşamı tam da böyle bir hikâye.
Zimbabwe’nin kırsalında, yoksulluk içinde büyüyen, çocuk yaşta evlendirilen ve eğitim hakkı elinden alınan bir kız çocuğu… Okula gitmesi “gereksiz” görülmüş, hayalleri “lüks” sayılmıştı. Ama o bir gün küçük bir kâğıda hayallerini yazdı, bir teneke kutuya koydu ve toprağa gömdü. “Bir gün okuyacağım” dedi.
Yıllar sonra Amerika’da üniversite bitirdi, yüksek lisans yaptı, doktora aldı ve profesör oldu.
Bu bir başarı masalı değil. Bu, insan zihninin dayanıklılığına dair bilimsel bir vaka.
![]()
Travma insanı sadece kırmaz, bazen büyütür
Psikoloji literatüründe “post-travmatik büyüme” diye bir kavram var. Yani bazı insanlar yaşadıkları zorluklardan sonra yalnızca yaralarını sarmakla kalmaz, eskisinden daha güçlü bir kimlik geliştirir.Hepimiz travmanın zararını biliyoruz: çaresizlik, umutsuzluk, geri çekilme… Ama bazı kişilerde farklı bir süreç işler. Acı, bir kırılma değil, bir yön tayini olur. Tererai’nin “Ben okuyacağım” ısrarı tam da burada başlıyor.Koşullar ona “yapamazsın” dedikçe, zihni “başka bir yol bulurum” diyor. Demek ki mesele acı yaşamamak değil. Mesele, acıya verdiğimiz psikolojik anlam.
![]()
Umut romantik bir kelime değil, zihinsel bir beceri
Pozitif psikoloji araştırmaları umut kavramını üç parçaya ayırıyor:
- Bir hedef belirlemek
- O hedefe giden yollar üretmek
- Yolda kalacak motivasyonu sürdürmek
Yani umut “iyi hissedelim” duygusu değil. Bir plan yapma ve sebat etme sistemi.
Tererai’nin yaptığı tam da bu:
Okumak istiyor → burs arıyor → ülke değiştiriyor → yıllarca vazgeçmiyor.
Biz çoğu zaman umudu pasif bir bekleyiş gibi düşünürüz. Oysa umut, en aktif psikolojik kaslardan biri.
Bir kâğıt parçasının gücü
Belki de hikâyenin en çarpıcı detayı şu:
Hayallerini yazıp toprağa gömmesi. Bu sembolik gibi görünen hareket aslında psikolojik olarak çok güçlü. Çünkü yazmak, zihindeki belirsiz bir dileği somut bir hedefe dönüştürür. Bir şeyi kâğıda döktüğümüzde beyin onu “gerçek” kabul eder. Bu yüzden terapilerde hedef yazdırılır, vizyon panoları yapılır, mektuplar yazılır. Ritüeller kontrol hissini artırır, motivasyonu güçlendirir. Tererai bunu bilimsel bir eğitim almadan, sezgisel olarak yapmıştı. Belki de bazen insan ruhu, kitaplardan önce yolu biliyor.
Hepimiz biraz Tererai’yiz
Bu hikâye bize şunu hatırlatıyor:
İnsan, koşullarının toplamından ibaret değil. Çaresizlik öğrenilebilir, evet. Ama umut da öğrenilebilir. Belki herkes profesör olmayacak. Belki herkes kıtalar aşmayacak. Ama herkesin içinde toprağa gömülmüş bir “hayal kutusu” var. Belki de bugün yapmamız gereken tek şey şu: Bir kâğıt alıp onu yeniden çıkarmak. Çünkü bazen değişim, bir adım atmakla değil, “Ben yapabilirim” cümlesine yeniden inanmakla başlar.