Bazı savaşlar cephede değil, insanın kendi iç dünyasında ve sokağının köşebaşında verilir. 17 Ocak, bu sessiz ama derin mücadelenin sesini yükselttiği o kritik günlerden biri.

Uyuşturucu ile mücadeleyi sadece polisiye bir vaka veya bir güvenlik sorunu olarak görmek, meselenin insani boyutunu ıskalamak demektir. Aslında bu tarih, bağımlılığın pençesinde geleceğini kaybeden bir gencin hikayesine ortak olmak ve o hikayeyi yeniden yazmak için bir hatırlatmadır. Bağımlılık bir tercih değil, çoğu zaman bir çaresizlik ve boşluk anının yarattığı ağır bir sonuçtur.

Toplum olarak en büyük hatamız, bağımlılığı "başkalarının çocuklarının" başına gelebilecek bir uzak ihtimal sanmaktır. Oysa bu karanlık, kapımızı çalmadan önce mahallemizin sessizliğinde, okulların çıkışında veya bir ekranın ardında pusuda bekler. Mücadele, sadece yasaklarla değil, farkındalıkla ve en önemlisi "biz buradayız" diyen bir toplumsal güvenle kazanılır.

Bir genci bu tuzaktan koruyan en güçlü zırh, bir yere ait olma ve değerli olduğunu hissetme duygusudur. Sanatla, sporla veya bir hobiyle meşgul olan, hayatına anlam katan bir gencin dünyası, uyuşturucunun sunduğu sahte illüzyonlara kapılarını kapatır. Gençlerimize "hayır" demeyi öğretirken, onlara tutkuyla bağlanacakları gerçek birer sebep de sunmalıyız.

Bu mücadelede ailelere düşen en büyük görev, çocuklarıyla "kaliteli zaman" değil, "gerçek zaman" geçirmektir. Göz teması kurmak, yargılamadan dinlemek ve bir hata yapıldığında dahi sığınılacak ilk liman olmak, her türlü maddeden daha koruyucudur. Sevginin ve şefkatin olduğu yerde, sahte kaçış yolları anlamını yitirir.

Sokaklarımızdaki bu sessiz düşmana karşı sadece şikayet etmek yetmez; çözümün parçası olmak gerekir. Yerel yönetimlerden sivil toplum kuruluşlarına, öğretmenlerden esnafa kadar her bir birey, çevresindeki değişimleri fark edecek bir uyanıklık içinde olmalıdır. Bir hayatın kurtarılması, aslında bir neslin ve bir geleceğin kurtarılması demektir.

Sonuç olarak, 17 Ocak bir son değil, kararlı bir başlangıç olmalıdır. Uyuşturucusuz, temiz ve umut dolu bir yarın inşa etmek bizim elimizde. Gençlerimizin damarlarındaki asil kanı zehirlemeye çalışanlara karşı en büyük yanıtımız; sağlıklı, düşünen ve hayata sımsıkı sarılan bireyler yetiştirmek olacaktır.