Yine bir bayram sabahına uyandık. Sokaklarda o tatlı telaş, evlerde ise hafif bir tatlı kokusu... Çocukken bayram demek, yeni alınan ayakkabılar ve toplanan harçlıklar demekti. Şimdilerde ise bayram daha çok "bir nefes alma, bir durma noktası" gibi geliyor. Ama o eski heyecanın kırıntıları hala bir yerlerde duruyor, hissediyorum.

Bayramların en sevdiğim yanı, o koşturmacalı hayatın içinde zorunlu bir mola verdirmesi. Normalde "ararım" deyip ertelediğimiz akrabaları aramak, hal hatır sormak için en güzel bahane. Telefonun ucundaki o tanıdık sesin "İyiyim evladım, sen nasılsın?" demesi, aslında dijitalleşen dünyada ne kadar yalnızlaştığımızı hatırlatıyor bizlere.

Tabii bir de o meşhur bayram sofraları var... Diyetlerin rafa kalktığı, "bir dilimden bir şey olmaz" denilerek ikram edilen o şerbetli tatlılar... Aslında mesele sadece yemek değil; o masanın etrafında toplanabilmek, birlikte gülümseyebilmek. Hayat o kadar hızlı akıyor ki, bu sofralar olmasa birbirimizin yüzüne bakmaya vaktimiz kalmayacak neredeyse.

Bazen "Nerede o eski bayramlar?" diye iç geçiriyoruz. Belki bayramlar aynı ama biz büyüdük, sorumluluklarımız arttı. Eskiden sadece harçlık bekleyen çocuklarken, şimdi o harçlığı veren ya da bayram trafiğinde yol gözleyen yetişkinler olduk. Rolümüz değişse de, o paylaşma ruhunu korumak hala bizim elimizde.

Bu bayramda kendinize bir iyilik yapın. Sadece fiziksel olarak değil, zihinsel olarak da dinlenin. Telefon bildirimlerini bir kenara bırakıp sevdiğiniz birinin gözlerinin içine bakarak sohbet etmenin keyfini çıkarın. Çünkü en büyük bayram, sevdiklerimizle huzur içinde geçirdiğimiz o sıradan ama kıymetli anlardır.

Hepinize ağız tadıyla geçecek, bol kahkahalı ve huzurlu bir bayram diliyorum. Küslüklerin bittiği, kavuşmaların olduğu o güzel günlerin kıymetini bilelim.

İyi bayramlar!