Bazı yaralar vardır, gözle görülmez.
Bir çocuğun sessizce uzaklara dalan bakışlarında saklıdır bazen. Kalabalıklar içinde bile kendini yalnız hisseden küçücük bir yüreğin derinliklerinde yaşar. Kimsenin duymadığı bir özlem, kimsenin görmediği bir eksiklik gibi...
Çünkü her çocuk dünyaya sevgiyle sarılmak için gelir.
Bir annenin kokusunu, bir babanın güven veren sesini, akşam sofralarında paylaşılan sıcaklığı, hastalandığında başında bekleyen bir eli hak ederek gelir bu dünyaya.
Ama hayat her çocuğa aynı masalı anlatmaz.
Kimi çocuklar vardır ki daha yolun başında eksik kalmış bir hikâyenin içine doğarlar. Oyuncakları vardır belki ama oynayacak huzurları yoktur. Odaları vardır ama "yuva" diyebilecekleri bir sıcaklıkları yoktur. En acısı da budur aslında; insanın küçücük yaşında aidiyet duygusundan mahrum kalması...
Bilim bize yıllardır aynı gerçeği söylüyor: Bir çocuğun gelişiminde sevgi ve güven en temel ihtiyaçtır. Beyin gelişiminden sosyal becerilere, özgüvenden akademik başarıya kadar her şey, çocuklukta kurulan güvenli bağlarla şekillenir.
Fakat bazen bilimsel verilerin anlatamadığını bir çift çocuk gözü anlatır.
Size uzun uzun raporlar sunmadan da şunu hissettirebilir:
"Beni de sevecek biri var mı?"
İşte koruyucu ailelik tam burada başlar.
Bir evin kapısını açmakla değil, bir kalbin kapısını açabilmekle...
Koruyucu aile olmak kahramanlık değildir. Çünkü kahramanlık bir anlıktır. Koruyucu ailelik ise sabırdır, emektir, anlayıştır ve koşulsuz sevgidir.
Bir çocuğun korkularını yavaş yavaş güvene dönüştürmektir.
Onun ilk gülümseyişine tanıklık etmektir.
Başını omzunuza yasladığında hissettiği huzur olmaktır.
Ve belki de yıllarca eksikliğini çektiği o cümleyi ona hissettirebilmektir:
"Artık yalnız değilsin."
Toplum olarak çoğu zaman büyük projelerden, büyük yatırımlardan, büyük başarılardan söz ediyoruz. Oysa insanlığın gerçek büyüklüğü, en savunmasız olanı koruyabildiği ölçüde ortaya çıkar.
Bir çocuğun kaderine dokunabilmek, aslında geleceğin kaderine dokunmaktır.
Çünkü bugün sevgiyle büyüyen bir çocuk, yarın başkasına umut olan bir yetişkine dönüşecektir.
Merhamet bulaşıcıdır.
İyilik çoğalır.
Sevgi nesilden nesile aktarılır.
Koruyucu aile olmak yalnızca bir çocuğun hayatını değiştirmez. Bir mahallenin, bir şehrin, hatta bir toplumun vicdanını güçlendirir.
İnsanlık tarihinin en değerli mirası ne altındır ne de servet... İnsandan insana aktarılan sevgidir. Bir çocuğun kalbinde yeşeren güven duygusu, yarının daha adil, daha vicdanlı ve daha güçlü toplumlarının temel taşıdır. Bu nedenle koruyucu ailelik yalnızca bireysel bir iyilik değil, toplumsal bir sorumluluk ve geleceğe bırakılan en kıymetli emanettir.
Çünkü bazı insanlar evlat sahibi olur.
Bazı insanlar ise bir çocuğun hayatına yeniden doğar.
Ve işte o gün, yalnız bir çocuk değil, insanlık da biraz daha iyileşir.
Unutmayalım...
Bir çocuğa uzatılan sevgi dolu bir el, bazen bütün karanlığı aydınlatmaya yeter.
Çünkü bir çocuğa verilen yuva, aslında geleceğe verilen umuttur.
"Bir çocuğun hayatına dokunmak, geleceğin kalbine umut ekmektir."