Her şey Geçer Hocam...

Abone Ol

Her Şey Geçer...Geriye Öz Kalır
Hayat bazen planladığımız gibi gitmez. Olmayacak işler gelir başa, beklenmedik sorunlar, olaylar, kaoslar, bitmeyen düşmanlıklar, oyunlar....
Ama bizi biz yapan şey, başımıza gelenler değil; bütün olanlardan sonra içimizde neyi koruyabildiğimizdir.


Ne kadar kolay kızıp öfkeleniyor insanlar. Hele de şu son yıllarda. Herkesin bir kavgası var. Uzatmalı kavgalar, anlık kavgalar, bitmeyen kavgalar, unutulmayanlar...
Üstelik bu kavgalar, onları besleyen tetikleyicilerle daha da büyüyor. Günlük hayatta hepimiz "trigger" yani tetikleyici kavramını biliyoruz. Bizi öfkelendiren, strese sokan, eski korkularımızı ve kırgınlıklarımızı bir anda yüzeye çıkaran o anları tanıyoruz.
Bir söz... Bir bakış... Bir ses tonu... Bir kelime... Bir şarkı...bir isim...
Ve insan bazen yıllar öncesine döner.
Kalbi sıkışır, zihni daralır, bedeni alarma geçer.
Ölüyorum sanar insan...
Adı bazen panik atak olur, bazen depresyon, bazen tansiyon, bazen ülser, bazen kanser bazen de bedenin yıllardır taşıdığı başka bir yük.
Çünkü bazı duygular gerçekten geçmez; sadece sessizce bekler.
İfade edilemeyen her duygu ise kendine bir yol bulur. Bir çatlak bulur ve mutlaka çıkar insanın içinden.
Madalyonun bir de öteki yüzü var, daha keyifli tarafı var.
Psikolojide buna İngilizce "glimmer" deniyor.
Yani parıltı...
Sinir sistemimize sessizce "Güvendesin, nefes alabilirsin" mesajı gönderen küçücük anlar...
Kişiye özeldir. Bu mikro mutlulukları yakalayarak zihni olumluya eğitmek mümkündür.

Tetikleyici çoğu zaman dışarıdan gelir. Parıltı ise içeride filizlenir.
Onu görmek, hissetmek ve fark etmek bir süreçtir.
Sabır ister.
Emek ister.
Farkındalık ister.
Sabah kahvesinin ilk yudumu...
Bir çiçeğin kokusu, sabah güneşinin tende bıraktığı sıcaklık, serin esen bir rüzgâr
Tam ihtiyacın olan anda karşına çıkan bir şarkı...
İçten bir kahkaha...
Bir dostun samimi sesi...
Bir çocuğun gözlerindeki neşe...
Bir kedinin sessizce yanına kıvrılması...
Yağmurdan sonra gelen toprak kokusu...
Bir kelebeğin telaşsız uçuşu...
Kitap arasındaki kurumuş bir papatya...
Yolda karşılaştığın yaşlı bir insanın yüzündeki huzur...
Bir küçük çokomel...

Çok büyük şeyler değildir bunlar.
Ama bazen insanı hayata bağlayan büyük mucizeler değil, küçücük güven anlarıdır.
Belki de bu yüzden oyuncu Keanu Reeves'e atfedilen şu söz insanın içine dokunuyor:
"Tüm hayatımı tek bir cümleyle özetleyebilirim: Hiçbir şey planladığım gibi gitmedi... ve bu harika bir şeydi."
Galiba mesele tam da bu.
Hayat çoğu zaman planladığımız gibi gitmiyor.
Bazen kaybediyoruz.
Bazen kırılıyoruz.
Bazen "Ben bunu yapmazdım" dediğimiz şeyleri yapmak zorunda kalıyoruz.
Bazen de "Ben bunu seçmezdim" dediğimiz yolların içinden geçiyoruz.
Ama dönüp baktığımızda bizi değiştiren şey çoğu zaman kusursuz planlar olmuyor.
Bizi büyüten; beklenmedik sapaklar, yarım kalan hikâyeler, geciken mutluluklar ve hiç hesapta olmayan karşılaşmalar oluyor.
Çünkü hayat bazen en güzel hediyelerini hazırlıksız yakaladığında veriyor insana.
Trigger yani tetikleyiciler bizi geçmişin kaygısına hapsederken, glimmer yani parıltılar kulağımıza başka bir şey fısıldıyor:
"Her şeye rağmen hâlâ iyi olan bir şey var."
Belki de büyümek sadece yaraları tanımak değildir.
Hayatı yalnızca acılar, kayıplar,kızgınlıklar ve kırgınlıklar üzerinden okumak da değildir.
Büyümek; bütün bunlara rağmen güzeli görebilmektir, güzeli seçmektir.
Yol boyunca karşımıza çıkan küçük ışıkları fark edebilmektir.
Jacques Lacan'ın düşüncesine yakın bir yerden bakarsak insan biraz da eksikleriyle, arzularıyla ve iç dünyasında kurduğu anlamlarla yaşama tutunur.
Belki mutluluk dediğimiz şey kusursuz bir hayat değildir.
Mutluluk; kırık yerlerimizin arasından sızan ışığı görebilmek, içimizi hâlâ heyecanlandıran küçük ihtimalleri kaybetmemek ve hayatın bütün eksikliğine rağmen yine de umut etmeyi, hayal kurabilmeyi seçebilmektir.
Çünkü insan sadece yaşadıkları değildir.
Biraz da vazgeçmedikleridir.
Biraz da içinde sakladığı düşlerdir.
Biraz da her şeye rağmen yeniden başlayabilme cesaretidir. Kendini yeniden inşaa edebilmektir.
Ve belki de hayatın sırrı tam burada saklıdır:
Hayat kusursuz olduğu için değil, eksik olduğu için güzeldir.
Hayat; Planladığımız gibi gitmediği hâlde kaçış rampalarında durup dinlenip muhteşem yollar, manzaralar sunup bizi şaşırtabildiği için güzeldir.
Bizi dönüştürdüğü, olgunlaştırdığı ve bazen hiç ummadığımız yerlerde kendimizle karşılaştırdığı için güzeldir.
O yüzden bugün kendimize şu soruyu soralım:
Hayatın bütün ağırlığı sıkıcılığı zorluğu içinde benim küçük parıltım ne?
Belki bir insan...
Belki bir dostluk...
Belki bir hayal...
Belki bir hatıra...
Belki bir kitap...
Belki bir yolculuk...

Belki de bir şarkı...
Belki de henüz gerçekleşmemiş bir ihtimal...
Çünkü bazen insanı hayata bağlayan şey büyük cevaplar değildir.
Karanlığın içinde göz kırpan küçücük ışıklardır.
Parıltılarınız zor zamanlarda daha çok filizlensin ✨