Yeni Kimlik İtirafcılık

Abone Ol

Ahlak ve karakter eğitiminin verilmediği , İnsani değerlerimizin büyük bir hızla aşağıya çekildiği, gemisini kurtaranın kaptan olduğu , emeksiz kazanç, emeksiz sevgi, merhamet duygusunun unutulduğu, zengin olmak için her yolun geçerli olduğu, iyilik ve yardımlaşma duygusunun yerlerde süründüğü, çıkarları için gözü kara, bencilliğin tavan yaptığı insanların yaşadığı bir dönemdeyiz. Acı ve üzüntü içindeyiz, toplumumuz her gün daha olumsuzluklara doğru yol alıyor. Son zamanlarda belediyelerde başlayan soruşturmalar ve tutuklanmalar artıkça itirafçılarda ortaya çıkmaya başladı. Eski bir kimlik yeniden parlatılıyordu. Bu durum, geçmiş zamanlardan bu yana devletin çok sevdiği, çok arzuladığı bir davranışında ortaya çıkması hiç tesadüf olamazdı. İtirafçılar aslında kendi kimliklerini kusuyorlardı. Kendisiyle birlikte her şeyi satıyorlar ve pazarlıyorlardı. İtirafçılar, itiraflara doymuyorlardı.

Hayatları boyunca zoru görmeyen, zoru yaşamayan en küçük bir olumsuzlukta ve sarsıntıda tüm değerlerinden vaz geçen, aslında baştan beri her hangi bir toplumsal ideali olmayan insanlardı bunlar. Hangi şartlardan dolayı o görevde olmaları ve seçilmeleri bu yazının konusu olamazdı. Bir eli yağda, bir eli balda olan bu insanlar birden kendilerini, hapishane koğuşlarında ve hücrelerde bulunca ağlamaya başladılar . Devlet bu konularda çok tecrübeliydi. Kabul etmek gerekir ki yaşadıkları yerlerin insana uygun olmadığını yaşadıklarımdan biliyorum. Ancak toplumsal sorumluğu her şeyin önünde olan insanlar için buraları pek sorun olmazdı. Buralarda neden olduklarının farkında olanlar aslanlar gibi kalıyorlardı.

Ahmet Arif bakın ne demişti. ‘’Haberin var mı taş duvar / Demir kapı, kör pencere /Yastığım, ranzam, zincirim./Uğruna ölümlere gidip geldiğim zulamdaki mahzun resim./ Görüşmecim yeşil soğan göndermiş karanfil kokuyor cıgaram/ Dağlarına bahar gelmiş memleketimin’’ Bahara ve doğaya olan hasretini ne güzel harmanlayarak anlatmıştı. Umut dolu ifadelerini baharın gelmesiyle tazeliyordu. Hapiste kalmak gerçekten çok zordu. Hücrelerde duvarlarla konuşur insan. Geceyle gündüzü unutursun. Orası başka bir karanlıktır. Orada insanı besleyen ve ayakta tutan hayata bağlılık, topluma , ailesine ve çocuklarına karşı sorumluluktur. Umudunu kaybetmeden bir an önce güneşe ulaşmaktır.

On yıl kaldığı hapishanede nihayet karanlıktan çıkan Nazım Hikmet’in duygularına ortak olalım. ‘’ Bu gün Pazar. / Bu gün beni ilk defa güneşe çıkardılar / Ve ben ömrümde ilk defa gökyüzünün bu kadar benden uzak, bu kadar mavi, bu kadar geniş olduğuna şaşarak kımıldamadan durdum./ Sonra saygıyla toprağa oturdum. / Dayadım sırtımı duvara / Bu anda ne düşmek dalgalara/ Bu anda ne kavga ne hürriyet ne karım. / Toprak, güneş ve ben bahtiyarım.’’ Diyerek ilk defa güneşe çıkmanın yarattığı derin duyguları ne kadar güzel anlatmış. Herkes şairlerimiz gibi olamaz elbette ama biraz omurgalı olmaz mı insan ? İtirafçılar sizden omurgalı olmanızı istemek hakkımız olmalı. Çünkü vatandaşların oylarımızla O yetkili makamlara geldiniz. Sizin gibi birçok arkadaşınız, başka siyasi parti lideri, gezi olaylarından yatanlar, Hatay milletvekili ve diğerleri aslanlar gibi kalıyorlar karanlıklarda. Güneşi bir an önce görmek umuduyla.

Bu dönemde başta İstanbul olmak üzere diğer şehirlerde soruşturulan ve tutuklu olan Belediye Başkanları, liberal ekonominin adaletsizliklerini dengelemeye çalışan , halkın yaşam kalitesini ve refah düzeyini arttıran ve geniş kesimlerde hissettiren, dayanışmanın ilke edinildiği, özgürlüğün öncülüğünde, eşitliği sağlamaya çalışan bir siyasi yolun mensuplarıdır. Seçimle gelmişlerdir. Halkın her alanda görüşlerini alan, iyi dinleyen her alanda katılımcılığı savunan ve uygulayan, her türlü siyasi baskılarla karşı karşıya kalan yöneticilerdir. Bir çok belediyede eğitim ve sağlık alanında hizmetleri vardır. Büyük şehirlerde yemek salonları, öğrenci yurtları, kreşler açan ekonomisi iyi olmayan ailelere uzanan hizmetleri vardır. Bu siyasi yolun insanları genellikle dürüst, güvenilir, iyilik sever, kültürlü, sevilen ve saygı duyulan insanlardır. Adaletlidirler, ülkelerinin yükselmesi için hayatlarını tehlikeye atacak kadar cesur insanlardır. Kültürlü ve bilinçlidirler, Korkusuzdurlar. Sabırlı, sakin ve inançlıdırlar. Ülkesinin aydınlık yolda yürümesi uğruna hapishanelere düşseler bile yollarından bir milim sapmayan asil insanlardır. İtirafçılara gelince, Onları dışarda büyük bir hapishane bekliyor farkında değiller şu anda. Toplum onları hiçbir zaman affetmeyecektir………