Akdeniz, Karadeniz nidalarıyla çağırdığımız, heyecandan yerinde duramadığımız o karne bekleyişlerinden; Hayatlarımız gibi solmuş ve tükenmiş karnelere…
Günümüz karneleri öyle ruhsuz ki çocuğa bir ilham vermiyor. Oysaki her karne bir harçlık sloganıyla koşardık sokak aralarında. Birini görsek de karnemizi sorsa heyecanıyla.
Her şeyimizi tükettiğimiz gibi, karnelerimizi de tükettik ruhumuzu esir alan teknoloji canavarına. Soldu renklerimiz, öldü içimizdeki heveslerimiz. Karne hevesinde uyuyamadığımız gecelerimiz. E-Devlet ışık oldu sır gibi saklanan notlarımıza. Bir heyecanı kalmadı karne günlerimizin.
Çamaşır suyuyla temizlenmeye çalışılan zayıf notlardan; Daha karneleri dağıtmadı öğretmenim diyen korkak yürekli küçük afacanlar. Korkuymuş aslında bizi diri tutan. Bu sevimli korkulardan oluşan en mutlu çocuklar. “Söz veriyorum babacığım seneye PEKİYİ getireceğim karnemi” diyen düşünceli çocuklarla , onlara güvenip sarılan, sonra da hep birlikte oturulan mutlu sofralarda içi rahatlayan anne babalar. “Milyonlarını versen, bu tadı bulamazsın”. İç seslerinin eşliğinde şen kahkahalar.
Sıkışıp kaldık işte; elle yazılan karnelerden: Teknoloji mi , geçmiş mi, kalkınan sanayi mi yoksa hislerimiz mi? Zaten hayat bu değil mi? Onu mu yapsam , bunu mu yapsam? Hep bir koşturmaca. Bir türlü varamadığın o yolda.
.
Büyüdükçe toplumlar
Küçücük kaldı kalplerde heyecanlar.
Tükenmiş insanlığın, suskunluğundaydı hatıralar.
Gördüğün yüzlerdeki telaşlar aynıydı. .
Sadece yaşam fırtınası farklıydı.
Aslında yaşadığını sandığında,
Vardığı yer, hep o başladığı noktaydı.