İlber Ortaylı’nın Anısına
Bazı insanlar vardır; onlar yalnızca yaşadıkları zamana değil, zamanın kendisine iz bırakırlar. İlber Ortaylı, benim için işte böyle bir isimdi. Onu dinlerken tarih kitaplarının sayfaları sessizce açılır, yüzyıllar arası yolculuk başlardı. Bir imparatorluğun gölgesinde yürür, eski şehirlerin taş sokaklarında geçmişin ayak seslerini duyardık. Çünkü o, tarihi anlatmazdı; tarihi yaşatırdı.
“Tarihini bilmeyen milletler geleceğini kuramaz” derdi sık sık. Bu söz, yalnızca bir uyarı değil, aynı zamanda bir sorumluluktu. Onun anlatımında tarih, kuru bir bilgi yığını olmaktan çıkar; insanın hafızasına, kimliğine ve vicdanına dokunan bir bilgelik hâline gelirdi. Dinlerken fark ederdiniz ki, bir milletin hafızası aslında onun ruhudur.
Bir hayranı olarak onu dinlediğim her an, zihnimde yeni kapılar açıldığını hissettim. Bir şehir anlatırdı, o şehir bir medeniyete dönüşürdü. Bir padişahın adını anardı, arkasından koskoca bir çağ yürüyerek gelirdi. Onun kelimelerinde yalnızca bilgi değil; merak, disiplin ve kültürün zarif ağırlığı vardı.
İlber Ortaylı’nın sesi bazen bir tarih hocasının berraklığıyla, bazen de bir bilgenin sükûnetiyle yankılanırdı. Ama her zaman aynı şeyi hatırlatırdı bize: Geçmiş, yalnızca geride bırakılmış bir zaman değildir; geçmiş, bugünümüzün temeli ve yarınımızın pusulasıdır.
Bugün onun ardından kalem oynatırken aslında bir vedadan çok bir teşekkür yazıyorum. Çünkü bazı insanlar aramızdan ayrılsa da düşünceleri kalır; kitap sayfalarında, sohbetlerde, genç zihinlerin merakında yaşamaya devam eder.
İlber Ortaylı da işte böyle bir iz bıraktı.
Bugün belki sesi biraz daha uzaktan geliyor…
Ama anlattığı tarih hâlâ bizimle konuşuyor.
Ve ben, sıkı bir hayranı olarak biliyorum ki;
tarihi sevdiren insanların adı, zamanın sayfalarından asla silinmez.
Saygı ve minnetle…
Hatice Değirmenci Dirgen