Bazen bir haber düşer içimize…
Sadece duymayız, hissederiz.
Yüreğimizin tam ortasına oturur, kolay kolay kalkmaz.
Gözümüz başka şeyler görse de aklımız hep orada kalır.
Bugünlerde tam da böyle bir ruh halindeyiz.
Okulların çocuk sesleriyle değil, korkuyla anıldığı günlerden geçiyoruz.
Oysa okul; güven demektir, umut demektir, geleceğin teminatıdır.
Bir öğretmen sınıfa adım attığında yüreğinde sadece bilgi olmalı, bir çocuk ise sadece hayallerini taşımalıdır.
Ama artık öyle değil.
Artık çocuklar yalnızca derslerini değil, korkularını da taşıyor.
Öğretmenler ise sadece anlatacaklarını değil, yaşanabilecekleri de düşünmek zorunda kalıyor.
Peki biz ne zaman bu noktaya geldik?
Bu sorunun cevabı kolay değil.
Ama bildiğimiz bir gerçek var:
Hiçbir şiddet bir anda ortaya çıkmaz.
Hiçbir insan bir sabah uyanıp bu kadar öfke dolu hale gelmez.
İçimizde biriken, görmezden gelinen duygular vardır:
Sevilmemişlik, anlaşılmamışlık, değersizlik hissi…
Bunlar zamanla büyür, birikir ve sonunda kontrolsüz bir şekilde dışarı taşar.
Biz ise yıllardır bu birikimi görmezden gelmeyi seçtik.
Dinlemek yerine susturduk.
Anlamaya çalışmak yerine yargıladık.
Sevgi göstermek yerine mesafe koyduk.
Ve şimdi karşımıza çıkan tabloya şaşırıyoruz.
Oysa çözüm çok uzaklarda değil.
Belki de tam unuttuğumuz yerde saklı: sevgide.
Sevgi; sadece bir duygu değil, aynı zamanda bir sorumluluktur.
Bir çocuğa “seni görüyorum” diyebilmek,
Bir genci gerçekten dinleyebilmek,
Bir insana “sen değerlisin” duygusunu hissettirebilmek…
Bunlar küçük şeyler değildir.
Bunlar, bir toplumun kaderini değiştirecek kadar güçlü adımlardır.
Bugün şiddetten, öfkeden ve güvensizlikten şikâyet ediyorsak;
yarın için yapmamız gereken şey çok nettir:
Sevgi tohumu ekmek.
Evde, okulda, sokakta…
Tanıdığımız ya da hiç tanımadığımız insanlara karşı…
Biraz daha sabırlı, biraz daha anlayışlı, biraz daha merhametli olmak.
Çünkü hiçbir çocuk sevgisizlikten daha ağır bir yük taşımamalı.
Hiçbir öğretmen korkuyla mesleğini icra etmemeli.
Hiçbir insan kendini bu kadar yalnız hissetmemelidir.
Unutmayalım ki;
şiddet bulaşıcıysa, sevgi de bulaşıcıdır.
Karanlık yayılıyorsa, ışık da yayılabilir.
Ama bunun için birilerinin başlaması gerekir.
Belki de o “birileri” biziz.
Çünkü bu toprak…
ancak sevgiyle yeşerir.
Hatice Değirmenci Dirgen
Sağlık Emekçisi