Sevdanın Gözü Kara

Abone Ol

İlkokul arkadaşları O’nu çok severdi. Hiç yalnız bırakmazlardı. Ona saygı duyarlardı farkında olmadan, ne söylerse kabul ederlerdi. Okul çıkışlarında her gün bir fırından ekmek alarak eve varırdı. Baba maaş aldığında ekmek borcunu öderdi. Baba eve gelen ekmekle ödenen paranın fazla olduğunu anlar ama söylemezdi oğluna. Bir gün sordu neden böyle ? diye. ‘’Baba evlerine ekmek alamayan arkadaşlarım var onlara da alıyorum’’ demişti. Öğretmen baba sessiz kalmıştı. Yardım severlik duygusuna hayran olmuştu. Bir gün bir arkadaşıyla oturdukları şehirden iki yüz kilometre uzaklıktaki şehre bisikletle gitmeye koyulmuşlardı. Ne var ki bisikletin tekeri kırılır. Geriye dönerler. Babasının haberi olur. Ama bir şey söylemez. Kararlılığını ve cesaretini desteklemiştir.

İstanbul Haydar Paşa lisesinde yatılı öğrenci olarak okurken, çok sevdikleri yurt müdürünü okul yönetimi ağır bir suçlamayla görevden almıştı. Hürriyet gazetesi de bu konuda okul yönetimini destekler bir haber yapmıştı. Öğretmenlerini çok seviyorlardı yalan haberi yapan gazeteyi kınamak için topluca Cağaloğluna giderler. Hürriyet Gazetesi binasını taşlarlar. Liderleri, haksızlığa hiç tahammülü olmayan henüz lise birinci sınıftaki öğrenciydi. Eylem başarıyla sonuçlanmıştı. Yurt müdürü görevine dönmüştü. Mücadele etmeninin ne kadar önemli olduğunu o zaman anlamıştı.

Lise bitmişti ve İstanbul Üniversitesi Hukuk fakültesine kaydolmuştu. Bir zamanlar şehrin kalbi olan Beyazıt Meydanından geçip tarihi kapının önüne geldiğinde durmuştu. Başını kaldırıp bakarken kapının muhteşemliğinden etkilenmişti. Bu okulda geriye kalan ömründe derin izleri bırakan çok olaylar yaşayacağını o anda bilemesi mümkün değildi. Bir gün bahçede okulun öğrencisi olan kız kendinden habersiz fotoğrafını çeken fotoğrafçıyla sert bir dille tartışıyordu. Çektiği fotoyu istiyordu. O kişi direniyordu. Birden bir el fotoğrafı alıp kıza vermişti. Kız uzun boylu yağız delikanlıya bir süre bakarak teşekkür etmişti. Ancak o an ikisinin de hayatlarında dalgalı ve fırtınalı bir aşkın başlamasına neden olmuştu. Delikanlı bu aşkın çok gizli kalması gerektiğini aklından geçirmişti. Çünkü bir çok göz tarafından izlendiğini biliyordu.

Kız arkadaşının teyzesinin Göztepe deki köşkü onların sığınağı olmuştu. Fırsat buldukça köşkün bahçesinde, deniz kenarında birbirlerine okudukları kitapları anlatırlarken Delikanlı, kız arkadaşına sevda masalı anlatır gibi ülkede devrim yapılması gerektiğini bu konuda üzerine düşen görevleri anlatırdı, gözleri bal, saçları bal, sevdiğim benim diyerek arkadaşını mutlu etmeye çalışırdı. Her cümlenin sonunda mutlaka balım kelimesini kullanırdı. Günün batışını, denizin dalgalarını, şehrin güzelliğini anlatırlardı birbirlerine ama asıl konu ülkenin geleceğiydi. O köşk şu anda yazar Sunay Akın’ın oyuncak müzesi olarak yaşamaktadır. Aşkları iki yaşına gelmişti. Artık anne ve teyzeden kızı isteyip nişanlanacaktı. Aslında O soranlara ‘’Ben devrimle nişanlıyım ‘’ya da ‘’Ben ölümle nişanlıyım ‘’demesine rağmen.

Her şey yolunda giderken kız arkadaşı bir gün kendini işkence odasında bulur. Çok düzgün Türkçe konuşan yabancı ‘’Delikanlıyla ilişkisinin devam etmesini, ne tür eylemler düşündüğünü ve ne yapmak istediğini anlamasını ve kendine bildirmesini istiyordu. Bunun karşılığında mükemmel bir hayatın olacak. Ne istersen yapılacak, sana bir dünya vaat ediyorum ‘’demişti. Kızın yanıtı tabi ki ‘’Hayır ‘’ olacaktı. Serbest kalan kız uzun bir zaman psikolojik destek alacaktı. Artık ruhu ölmüştü. Ölümle hayat iç içe geçmişti. Artık Ona her cümlesinin sonunda ‘’Balım ‘’ diyen ve sıcacık kucaklayan o deli fişek delikanlı ile görüşmemek zorunda kalmıştı. Bir daha hiç görüşmediler ve karşılaşmadılar. Kara yağız delikanlı çizdiği hayat yolunda hızla yürüyordu. Yaptıkları eylemler basında yayınlanırken insanlarımız O nu yakası kürklü parkasıyla tanıyacaktı. Ömrünün sonuna kadar çok sevdiği parkası da O nu bırakmamıştı. Annesi oğlum hiç korkmuyor musun ? diye sorduğunda hafifçe başını kaldırıp, yorgun gözlerindeki sönmeyen bir ışıkla bakarak ‘’Anne bir insan yalnız kendisi için yaşarsa, küçülür. Ben halkımızın çocuklarının aç kalmaması için mücadele ediyorum. Demişti.

Ömrü kısa sürmüştü. Çok genç yaşta hayattan koparılmıştı. Ailesine teslim edilen eşyalarının içinden ‘’Balım’’ dediği kız arkadaşının fotoğrafçının elinden aldığı fotoğrafıda çıkmıştı. Kız arkadaşına iletmişlerdi. Annesi uzun zaman radyonun başından ayrılmamıştı. Oğlunun çok sevdiği türküleri dinlemişti. Her ezgide oğlunun sesini aradı. Oğlunun yokluğunda yaşamayı öğrenmeye çalışıyordu. Annesi bir çocuk değil belki de halkın geleceğini büyütmüştü. Bu delikanlı karıncayı bile ezmemişti. İnsandı. Romantik bir halk kahramanıydı. Birçok aile ,çocuklarına Onun ismini koyarak kalplerinde ve gönüllerinde yaşatmaktadırlar.

‘’Balım’’ diyerek çok sevdiği kız arkadaşı yaşıyordu. Tam altmış yıl sonra yaşadıkları kısa ama çok anlamlı hayatlarını bir kitap haline getirerek yayınlamıştı. ’’Sırlarım ipte asılı kaldı gülüm ‘’ diyerek.