Sessiz Çığlık: Erdem

Abone Ol

Sürdürülebilir, mutlu, güvenli ve sağlıklı bir toplum; yalnızca bilgi ve zekâyla değil, vicdan ve erdemle mümkündür.

Karakter, ışık altındayken değil gölgede şekillenir. Çünkü insanın gerçeği, kimsenin görmediği anlarda verdiği kararlarda saklıdır. Erdem tam da burada başlar: görünmeden doğru kalabilmekte.

Dürüst olmak iyidir. Ama erdemli olmak bambaşka bir seviyedir.

Son zamanlarda toplum olarak ötelediğimiz, unuttuğumuz, hayatımızda giderek daha az yer verdiğimiz bir kavram var: Erdem. Oysa bir zamanlar toplumun; sosyal, duygusal ve profesyonel hayatımızın mihenk taşıydı erdemli insan olmak. Bugün ise herkesin özlemini duyduğu ama varlığına dair inancını kaybettiği nadir bir değere dönüştü.

Dürüstlük; doğruyu söylemek, aldatmamak, şeffaf davranmaktır. Hepimizin hayranlık duyduğu kıymetli bir niteliktir. Ancak bundan daha derin bir boyut vardır: içsel bütünlük, yani erdemlilik.

Erdemli olmak, sadece gözler üzerinizdeyken doğru olanı yapmak değildir. Asıl mesele, kimsenin sizi görmediği anda da aynı şekilde davranabilmektir. Fırsat elinizdeyken bile dürüst kalabilmek… Yakalanmayacağınızı bilseniz bile doğru olanı seçmek… Sessizlikte, gölgede, yalnızken ve hatta en zor zamanlarda, sıkılmış sıkışmış ve hatta Hz Yusuf misali kuyularda bile hissetseniz kendinizle çelişmemektir.

Çünkü erdemlilik, dışarıya sunduğunuz imajı değil, en içteki hâlinizi gösterir.

Erdemli bir insanın doğruyu yapmak için tanıklığa ihtiyacı yoktur; vicdanı ona yeter.

Stoacı filozof Epiktetos, iyi bir yaşamın anahtarını iki kelimeyle açıklar: Sebat etmek ve direnmek. Ancak asıl soru şudur: Neye göre sebat edeceğiz, neye karşı direneceğiz? Çıkarlarımıza göre mi? Güçlünün yanında durmak için mi? Günlük hazların peşinden giderek mi? Yoksa herkesin kendi doğrusu kendi vizyonu ya da kendi aklı kadar mı?

Bu sorunun yanıtını bir başka Stoacı düşünür, Marcus Aurelius verir:

Saygı ve adalet. Başka bir deyişle erdem. Sebat edip direnmenin iki yapı taşı saygı ve adalettir, kısaca erdemdir.

Aurelius’a göre insan, önce kendine saygı duymalıdır. Çünkü kendine saygı duyan kişi, çevresine de saygı duyar,sınırlarını bilir. Kendine adil olan, başkalarına da adil olabilir. Kendini seven, tüm canlıları sevebilir. Erdem, insanın düşüncelerinde, seçimlerinde ve eylemlerinde yaşar. Alkışlanmasa bile… Görünür olmasa bile…söylenmese bile…. İçimizde bir yerde bize “Burada daha iyisini yapabilirdin, burada başka ne yapabilirsin” diyen sestir erdem.

Erdemli insanlar, çevrelerinde samimi bir saygı uyandırır. Kalıcı bir güven inşa ederler. Çünkü onların yanında maskelere gerek yoktur. Bağları güçlü, derin ancak sessizdir. Güçlünün değil, haklının yanında durmayı güç sayarlar. Görünmek için değil, değerlerine sadık kalmak için yaşarlar. Başkalarının ne yaptıkları ya da ne yapmadıkları magazinselliği değildir mesele onlar için kendi daha iyi versiyonlarını inşaa etme çabasıdır.

Bugünün dünyasında unvanlar, makamlar ve maddi başarılar hızla değişiyor. Ancak etik, vicdan, saygı ve adalet kalıcıdır. İnsan hangi işi yaparsa yapsın ya da toplumsal rolleri ne olursa olsun — doktor, avukat, memur, esnaf, hemşire, çiftçi, idareci, öğretmen, anne, baba, kardeş ya da eş — erdemle hareket etmek her rolün temelidir.

Dürüstlük sizi güvenilir kılar. Ama erdemlilik sizi örnek biri yapar.

Gerçek saygınlık, sadece erdemli insanların ulaşabileceği bir mertebe değil midir sizce de, etrafınızda gerçekten saygı duyduğunuz kimler var mesela?

Erdem, kimse görmediğinde de verdiğimiz kararların toplamıdır. Ve belki de bugün kendimize sormamız gereken en önemli soru şudur:

Erdemi gerçekten ne kadar öğretiyoruz, yetişkinler olarak biz çevremize evlatlarımıza dostlarımıza erdem kelimesine yakışır mı davranıyoruz?

Bilgi aktarmak kolaydır; karakter inşa etmek ise emek ister. Eğitim yalnızca akademik başarıdan ibaret değildir. Eğitim; vicdanı, saygıyı, adaleti, empatiyi ve sorumluluğu da geliştirmektir. Çünkü erdem, sadece bireysel bir tercih değil, aynı zamanda toplumsal bir mirastır.

Çocuklarımıza yalnızca başarılı olmayı değil, iyi, kibar, merhametli ancak sınırlarını bilen insan olmayı öğretmek zorundayız. Çünkü bugün tanık olduğumuz şiddet, adaletsizlik ve vicdansızlık bir anda ortaya çıkmadı; değerlerin sistemli biçimde ihmal edilmesinin sonucudur. Eğitim sadece bilgi yüklemek değildir; insanın karakterini inşa etmektir. Vicdanın olmadığı yerde zeka tehlikeli bir araca dönüşür. Empatiyi öğretmediğimiz, saygıyı zayıflattığımız, adaleti ertelediğimiz her gün, yarının sorunlarını büyütüyoruz. Sessiz kalınan her yanlış, normalleştirilen her haksızlık, görmezden gelinen her etik ihlal toplumsal çürümeyi hızlandırır. Çünkü erdem ortadan kaybolduğunda geriye yalnızca güç mücadelesi kalır. Bu güç mücadelesi her anlamda düşünülebilir. Toplumun her kesiminde ve her kurumda çocuklardan biz yetişkinlere esnafa sokağa kadar….Bugün artık erdemi savumak bir tercih değil, zorunluluktur. “Bana dokunmayan yılan bin yaşasın” diyebilme lüksü kalmadı. Aksi halde kaybettiğimiz sadece değerlerimiz değil, birbirimize duyduğumuz güven, toplumsal huzur ve ortak geleceğimiz olacaktır ki son zamanlarda yaşanan vahşet bunun kanıtıdır. Geleceği şekillendiren yalnızca zeka değildir; asıl gelecek vicdandır ve vicdan ancak ve ancak erdemle inşaa edilir ve büyür.

Sürdürülebilir, mutlu, güvenli ve sağlıklı bir toplum; yalnızca bilgi ve zekâyla değil, vicdan ve erdemle mümkündür.

Erdem, etrafta kimse yokken, kimse denetlemezken verdiğimiz, kendimizle çelişmediğimiz, inandığımız değerlere sadık kalarak verdiğimiz dürüst kararların toplamıdır. Çocuklarımıza erdemli olmayı öğretmekten ziyade birer örnek olmak zorundayız.