Otizm, bir eksiklik ya da bir engel değil; sadece dünyanın farklı bir frekansta algılanma biçimi. Tıpkı her çiçeğin aynı mevsimde açmaması ya da her kuşun aynı tonda ötmemesi gibi. Bazı zihinler daha renkli, daha detaycı ve belki de bizden çok daha derin hissediyor. Onların dünyasına girmek için anahtarımız ise çok basit: Sabır ve sonsuz kabul.
Bir çocuğun gözlerindeki o gizemli parıltıyı ya da bir gencin dünyaya bakışındaki o saf dürüstlüğü fark ettiğinizde, aslında "normal" dediğimiz şeyin ne kadar göreceli olduğunu anlıyorsunuz. Onlar dünyayı gürültülü, karmaşık ya da bazen çok hızlı bulabiliyorlar. Bizim için sıradan olan bir ses, onlar için bir fırtına gibi kopabiliyor. İşte tam o anlarda onlara uzatılan bir el, gösterilen bir anlayış dünyayı değiştiriyor.
Farkındalık dediğimiz şey sadece bir gün yakamıza mavi kurdele takmak değil. Farkındalık; okulda sıra arkadaşına, parkta oyun arkadaşına ya da yolda karşılaştığı bir yabancıya "neden böyle?" diye bakmak yerine, "seni olduğun gibi görüyor ve seviyorum" diyebilmektir. Önyargılarımızı bir kenara bıraktığımızda, o eşsiz dünyaların kapıları bize de aralanıyor.
Ailelerin verdikleri o sessiz ve devasa mücadeleyi görmemek imkansız. Her gün yeni bir kelime, yeni bir beceri, yeni bir gülümseme için harcanan o büyük emek... Onlar aslında sadece çocukları için değil, toplumun vicdanı için de birer kahramanlar. Toplum olarak bize düşen ise bu yükü hafifletmek, onları dışlamak yerine hayatın her alanına dahil etmek.
Gelin, bugün dünyayı biraz da onların gözünden görmeye çalışalım. Belki o zaman detaylardaki mucizeleri, kelimelerin ötesindeki duyguları daha iyi anlarız. Farklılıklarımız bizi birbirinden uzaklaştıran duvarlar değil, hayatı daha zengin kılan renklerimiz olsun.
Çünkü sevgi, her dili konuşabilen ve her engeli aşabilen tek güçtür. Bugün ve her gün, birbirimizi kalbimizle dinleyelim.