Krallara Hayır

Abone Ol

‘’Kendini hep dorukta görüyor ve asla aşağıya düşmeyeceğine inanıyordu. Avına av olan bir avcının hikayesi. İnsan, henüz ortaya çıkmayan bir heykel gibidir. Hayat O’nu ince ince şekillendirmeye çalışan usta bir heykeltıraş gibi çalışır. Alır eline keskiyi yavaş yavaş yontmaya başlar. Ancak, bazen keskiyi birden vurur ki büyük bir parça kopuverir. O parçayı bir daha hiç kimse yerine koyamaz.’’ Diyerek yazdığı kitabını tanıtan yazarımızın eserini yakın zamanda televizyon da izlemiştik Kral Kaybederse dizisi olarak.

İsviçre’nin Davos kasabasında her yıl toplanan krallar Dünya Ekonomik Forumu adı altında yaptıkları çalışmalarla Dünya’ya çeki düzen veren konuşmalar yapmışlardı. Yeni otoriter rejimler ve onlara direnenlerin hikayeleri konuşulurken Alp dağlarının eteklerinde ‘’NO KİNGS ‘’ ışıklı yazısı karanlığı aydınlatmıştı. ABD de yapılan gösterilerin baş sloganıydı’’ krallara hayır’’. İnsanlar ülkelerinde özgürlük istiyorlardı. Adalet ve hukuk istiyorlardı. Kral’ın ülkesinde geçtiğimiz aylarda beş milyon, daha sonra yedi milyon insanın katılımlarıyla iki bin beş yüz şehirde gösteriler yapmışlardı. Ancak duvarlar öyle kolay yıkılmıyordu, diktatörler, tiranlar, despotlar, tarihin çöplüğüne öyle kolay atılmıyorlardı. Her seferinde ağır bedeller ödenmiştir. Tarihin sayfaları kan ve göz yaşıyla doludur. Bu konuda Dünya tarihi çok zengindir, ders alınacak toplumsal olaylar çok yaşanmıştır bizde ve diğer ülkelerde.

1215 yılında İngiltere kralı Fransa’ya açtığı savaşı kaybetmişti. Savaş masraflarını halkından toplamaya kalkınca kıyamet kopmuştu. Kral’a savaşı açtığın gibi masrafları da kendin öde demişlerdi. Ayaklanma güçlüydü. Kral’ın bir çok yetkisi elinden alınmıştı. Denetim için parlamento kurulmuştu. Demokrasiye adım atmışlardı. Tarihe ‘’Magna Carta’’ olarak geçecekti. 1415 te Çek Cumhuriyetinde Jan Hus isimli din adamı Katolik kilisesinin toplum üzerindeki baskısına karşı çıkarak mücadele etmişti. Yakalanıp bir meydana getirildi. Odunların üzerindeki bir kazığa bağlandı ve yakılmıştı. Yükselen alevler orta çağ karanlığını aydınlatacaktı.

1600 yılında Roma’da çiçek tarlası meydanı. Yakalanıp getirilen Din adamı ve Filozof G.Bruno bir şafak vaktinde odun yığını üzerine yakılmak üzere çıkarıldı ve bir kazığa bağlandı. Bir cellat elindeki kocaman bir kıskaçla yaklaştı ve Bruno’nun dilini koparmıştı. Meydanı dolduranlar kendilerinden geçmişçesine bağırmışlardı. Başka bir cellat elindeki meşale ile odun yığınını ateşe vermişti. Suçu neydi? Kendi zamanının ötesinde yaşamak istiyordu. Kiliseye ve hırıstiyan şeriatına karşı gelmekti. Dinde reform ve felsefi özgürlük istemişti. Akıldan yana taraftı. Aklın özgürleşmesine ve bilime giden yolun açılması için mücadele etmişti. Ancak canlı haldeyken yakılarak öldürülmüştü. Boşuna hayatlarını vermemişlerdi. Avrupa laik bir din anlayışına ulaşmıştı. Kilise baskı aracı olmaktan çıkmıştı.

Direnişler, büyük isyanlar, toplumlardaki köklü değişikliklere neden olmuştur bütün zamanlarda. Eski düzenler ya da sistemler yıkılarak yerine yeni sistemler kurulmuştur. Bu sosyal olayların ortak özellikleri baskılara karşı olmak. Adaletsizliğe ve eşitsizliklere karşı gelmek olmuştur. Şu anda İran’da olup bitenleri ibretle izliyoruz. Ölenlerin cesetleri sokaklara taştı. Ne zamana kadar ? bir zamanı var elbette. Fransa’da , Amerika’da, Rusya’da ,Çin’de ,İspanya iç savaşında alt üst olan sistemleri gören bir dünyadayız. Bütün bunlar hiçbir bireyin yasaların üzerinde olmadığını ve mutlak bir güce sahip olamayacağını öğrendiğimiz, yaşadığımız gerçeklerdir.

Gerçek ve sevgi, yalan ve nefrete her zaman üstün gelecektir. Şu anda kendini dünya kralı gören kişinin ataları Amerika kıtasında vardıklarında, toprakların sahibi yerli halk yaşıyordu. Romanlara, flimlere konu olan kovboylar ve yerliler savaşı zamanla orduların soykırıma gitmeleriyle devam etmişti. Yerlilere, Kızılderili adı verilmişti. Onlar şu anda yoklar ancak çok güzel ve anlamlı bir atasözleri günümüze kadar gelmiştir. ‘’Sular yükseldiğinde, balıklar karıncaları yerler. Kendine fazla güvenme. Sular alçaldığında da karıncalar balıkları yerler. Kimin kimi yiyeceğine su karar verir.’’