Bin yirmi yedi yıl önce bir birlerinden yaklaşık dört yüz kilometre uzaklıkta olan iki genç insanın mektuplaşmalarıyla başlamıştı her şey. On sekiz ve yirmi sekiz yaşındaki gençler şimdiki Özbekistan ve Türkistan sınırları içinde yaşıyorlardı. Mektupları öyle uzun ve ağırdı ki posta güvercinleri taşımaktan usanmışlardı. Her uçuşlarında yorgun ve bitkin halde kalıyorlardı. O sırada taşıdıkları mektupların dünya insanlığına neler katacağını, dünyayı nasıl değiştireceğini bilmeleri mümkün değildi. Dünyayı sarsan sorular bir liste halinde ulaşmıştı daha genç olanına. Sorular şöyle sıralanmıştı.
Yaşadığımız güneş sisteminden başka sistemler olabilir mi? Başka gezegenler var mı ?
Gök cisimlerinin kütlesi var mı? Gök cisimlerini hareketi dairesel mi ? yoksa elips şeklinde mi? Dünya bugünkü haliyle mi yaratıldı yoksa zaman içerisinde evrime mi uğradı.
Yaşadığımız sistemden başka sistemler var mı ?sorusunu altı yüz yıl sonra İtalya da G.Buruno soracaktı ve sorusunun bedelini ağır ödeyecekti. Meydanda yakılarak öldürülecekti.
Bilim tarihinde insanlığın ufkunu genişletecek ve geleceğe büyük bir cesaretle bakacak çok az sayıda tartışmalar ve görüş alışverişleri vardır. Bu konudaki el yazmalı yazışmalar saklanmış, korunmuş ve günümüze kadar ulaşmıştır. Bu yazışmalar ancak bin yıl sonra kitap olarak basılmıştı. Yirmi sekiz yaşındaki Reyhan el –Biruni Aral Gölü kenarında doğmuş ve coğrafya, matematik, trigonometri, karşılaştırmalı din, astronomi, fizik, jeoloji, psikoloji, mineraloji ve farmakoloji bilimlerinde öne çıkmıştır.
Genç olan Ebu Ali el-Hüseyin İbn-i Sina Şimdiki Özbekistan sınırları içinde olan, o zamanının bilim merkezi muhteşem Buhara kentinde büyümüştü. Tıp, felsefe, fizik kimya, gök bilimi, ilahiyat, psikoloji, ahlak, farmakoloji ve müzik teorisi alanlarında ün salmıştı. İbn-i Sina’nın temel eserlerinden Tıbbın Tarihi adlı kitabı latince ye tercüme edilerek, batıdaki modern tıbbın gelişmesini sağlamıştı.
O dönemin iki kahramanının bilim yolunda maceralı hayatları vardı. Büyüleyici başarıları vardı. Modern dünyanın, modern bilimin temellerini iki genç Orta Asya da atmışlardı. Biruni henüz on altı yaşındayken yaşadığı şehrin enlemini hesaplamıştı. Sina yirmi iki yaşındayken iki kitap yazmıştı. Eserlerini Arapça yazmışlardı ancak kendileri Arap değillerdi. Kazakistan’dan , Afganistan’a ve Sincan’a kadar uzanan Orta Asya’da Türk ve İran halklarının nasıl bir medeniyet ortaya çıkardıkları günümüzde görmezlikten gelinmiştir. Bu olay aslında Asya aydınlanma çağıydı.
Bilimdeki gelişme her alana can vermekteydi. Dünyanın en zarif sanat eserleri bu dönemlerde gerçekleşmişti. Edebiyat ve en güzel şiirlerin yazıldığı çağ, Asya aydınlanma çağı. Asya altın çağını yaşamıştı. Bu çağın merkezi Horasan dı. Yukarıda yazdığım bütün bilim dallarının yanında Cebir’in isim babası, bu çağın ürünüdür. Dünyanın çevresini hesaplamak bu çağda olmuştu. Henüz keşfedilmemiş, kimsenin bilmediği, Amerika kıtasının varlığını Biruni yazmıştı. Bütün bunlar bilimsel gelişmeyi ve fikir özgürlüğü ortamının gelişmesine neden olmuştu. Şimdi de hasretle aradığımız tılsımlı cümleler bunlardı.
Peki neler oldu da bu çağ bilinmez, anılmaz oldu. Bu aydınlık hangi nedenlerden dolayı kaybolup gitmişti. Yayılmacı ve savaşçı olan dönemin Arapları, Türkleri kılıç gücüyle Müslüman yapmışlardı. Ve bu baskılarını hiçbir dönemde bırakmamışlardı. Bu durum fikir özgürlüğünü ve bilimle yetişmiş toplumun gelişmesini durdurmuştu. Tamamen böyle mi ? demek tartışmaya açıktır elbette. İkinci ve önemli etken ise Moğolların Orta Asya dahil, Bağdat’a kadar, Sibirya’dan Avrupa’ya kadar yayılmaları. Bağdat kütüphanesi dönemin en zengin bilgi merkeziydi. Burasını yıkmışlardı. Fırat’ın bir zaman mürekkep renginde aktığı söylenir. Hayatını kurtaran bilim insanları o dönemde Yunanistan’a kaçmışlardı. Anadolu Selçuklularının medeniyetini ve devlet anlayışını yok etmişlerdi. Şimdiki ve geçmiş dünyada siz hiç Moğol medeniyeti diye bir sey duydunuz mu? Yağmacılıkla medeniyet kurulmuyordu. Diğer bir etkenin de milyonlarca insanın öldüğü veba salgını. Böyle önemli bir sorun bu kadar yazmakla anlaşılmaz elbette.
İslam dünyasının şu anki halini biliyoruz. İran, Afganistan, Pakistan ve Asya cumhuriyetleri ve diğerleri hepsi bir birine benziyor. Yeniden Biruni ve İbn-i Sinaların yoluna girdiklerinde kaybettikleri ‘’Çıkış yolu’’nu bulmuş olacaklardır.