Hıdırellez: Dileklerimizi Kağıda, Umudumuzu Geleceğe Bağlıyoruz

Baharın müjdecisi, bereketin ve kardeşliğin en samimi simgesi olan Hıdırellez, yine tüm heyecanıyla kapımızı çalıyor.

Abone Ol

Hıdırellez demek, bizim coğrafyamızda sadece takvim yapraklarının değişmesi değil, ruhun da kış uykusundan uyanması demektir. Yüzyıllardır süregelen o meşhur inanışa göre; darda kalanların yardımcısı Hızır ile denizlerin efendisi İlyas peygamberin yeryüzünde buluştuğu gündür bugün. Biri karayı yeşertir, diğeri denizleri sakinleştirir. Onların buluştuğu o an, doğanın tam anlamıyla canlandığı, bereketin yeryüzüne saçıldığı andır. Biz de bu mucizeye ortak olmak için her yıl aynı heyecanla hazırlanırız.

Eskiden köylerde bu kutlamalar çok daha renkli geçerdi. Kırlara çıkılır, kuzular kesilir, salıncaklar kurulur ve büyük ateşler yakılırdı. Şimdilerde şehir hayatının karmaşasında belki o geniş meydanları bulamıyoruz ama balkonlardaki saksılarımız, bahçemizdeki tek tük gül ağaçlarımız hala en büyük sırdaşımız. Geleneklerimiz şekil değiştirse de özündeki o saf inanç hiç değişmedi. İnsan her devirde umuda tutunacak bir dal arıyor ve Hıdırellez bize o dalı altın tepside sunuyor.

Ritüellerin kalbi kuşkusuz 5 Mayıs akşamı atar. O akşam evlerde hummalı bir hazırlık başlar. Kimi bolluk için cüzdanını açık bırakır, kimi evindeki un ve şeker kavanozlarının kapağını aralar ki Hızır'ın eli değsin, bereket dolsun. En yaygın olanı ise tabii ki gül ağacı dibine yapılan o küçük "sanat eserleri"dir. Bir ev hayali olan minik taşlarla ev yapar, araba isteyen kağıda tekerlek çizer. O an aslında kendimizle ve evrenle dertleştiğimiz, en saf dileklerimizi fısıldadığımız andır.

Sabahın ilk ışıklarıyla uyanmak da bu işin raconundandır. Hıdırellez sabahı erkenden kalkıp yüzü soğuk suyla yıkamak, bütün yılın yorgunluğunu ve hastalığını üzerinden atmak demektir. Hatta bazı yörelerde yeşilliklerin üzerindeki çiy tanelerini toplamak, onlarla mayalanan hamurun bereket getireceğine inanmak gibi çok zarif adetler de vardır. Doğanın bize sunduğu her şeye saygı duymayı, onunla bir bütün olmayı hatırlatır bu küçük eylemler.

Ateşten atlama geleneği ise işin en heyecanlı, en adrenalini yüksek kısmıdır. "Dertler gitsin, neşeler gelsin" nidalarıyla o ateşin üzerinden üç kez atlanırken, aslında geçmişin tüm kötü enerjisinden arındığımıza inanırız. Ateş hem temizleyicidir hem de coşkudur. O alevlerin üzerinden geçerken duyulan neşe, çevredeki insanların alkışları ve kahkahaları, toplum olarak birbirimize ne kadar ihtiyacımız olduğunun da bir kanıtı gibidir.

Günümüzde bu gelenekleri sürdürmek bazılarına "eski kafa" gelebilir ama aslında bu, kültürel mirasımızı sırtımızda taşımaktır. Bir gül dalına bağlanan kırmızı kurdele, sadece bir bez parçası değil; bir annenin evladı için duası, bir gencin gelecek hayali, bir emeklinin huzur arayışıdır. Hıdırellez, bizlere modern dünyanın robotik düzeninde hala "mucizelere" inanabileceğimiz bir alan açıyor.

Bu yıl da dileğiniz her neyse, ister bir kağıtta çizili kalsın ister sadece kalbinizde bir sızı olsun, dilerim en hayırlı şekilde gerçekleşir. Gül ağaçlarınız çiçeklensin, sofranızdan bereket, yuvanızdan huzur eksik olmasın. Hıdırellez'iniz kutlu olsun, Hızır elinizden tutsun.