Görünmeyen Emek: Ev Kadınlarını Yok Sayan Popüler Kültüre Bir İtiraz

Son yıllarda modernleşme, başarı ve kadının toplumdaki yeri üzerine kurulan cümlelerin neredeyse tamamı, haklı olarak "çalışan, üreten ve iş dünyasında var olan kadın" imajı üzerinden şekilleniyor.

Abone Ol

Kadınların ekonomik özgürlüklerini kazanması, yönetim kadrolarında yer alması, her sektörde ses getirmesi gurur verici bir tablo. Ancak bu haklı övgü seli akarken, farkında olmadan ya da kasıtlı olarak çok büyük bir haksızlığın kapısı aralanıyor: Ev kadınlarının emeğini değersizleştirmek, hatta onları hiçbir şey yapmıyormuş gibi göstermek.

​Popüler kültür, sosyal medya ve hatta bazı kitle iletişim araçları, modern kadın profilini sadece "sabah sekiz, akşam beş" mesaisi yapan, kurumsal kimliği olan kadınla sınırlı tutuyor. Evini çekip çeviren, çocuk büyüten, ailenin temel direği olan kadınlar ise adeta "tembellik yapıyormuş" ya da "potansiyelini boşa harcıyormuş" gibi sığ bir algıyla karşı karşıya bırakılıyor. Oysa sormak gerekir: Bir kadının evdeki emeğini yok saymak, hangi adalet terazisine sığar?

​Gelin, o "hiçbir iş yapmıyor" denilen ev kadınlarının görünmeyen mesaisine yakından bakalım:

​Çok Yönlü Yöneticilik: Bir evin bütçesini yönetmek, her günün menüsünü planlamak profesyonel bir yöneticilik becerisidir.

​Geleceği İnşa Etmek: Toplumu oluşturan bireyleri, yani çocukları ilk eğiten, onlara ahlakı, sevgiyi ve saygıyı aşılayan annelerdir. Bir çocuğun sağlıklı bir birey olarak yetişmesi için harcanan zaman ve pedagojik emek, hangi şirket projesinden daha değersiz olabilir?

​Mesaisi Bitmeyen Tek Meslek: Ev kadınlığının cumartesi-pazarı, yıllık izni, bayram tatili ya da akşam "mesai bitti" deyip kapıyı kapatacağı bir anı yoktur. 24 saat kesintisiz süren, sigortası ve emekliliği bulunmayan tek iş koludur.

​Bir kadını sadece iş hayatındaki unvanlarıyla değerli görmek, özünde kadının kendisine ve onun yarattığı toplumsal değere yapılmış büyük bir haksızlıktır. Kadınların çalışma hayatında desteklenmesi, evdeki kadının "görünmez" ilan edilmesini gerektirmez. Biri diğerinin alternatifi veya düşmanı değildir.

​Bir iş yerinde başarıyla sunum yapan kadın da, evinde sabırla bir nesil yetiştiren kadın da bu toplumun harcıdır, saygıyı ve takdiri eşit derecede hak eder.

​Artık şu sığ bakış açısından kurtulmamız gerekiyor: Ev hanımlığı bir "tercihtir" ve bu tercih, dünyanın en ağır, en fedakâr işçiliğini göğüslemek demektir. Sadece ekonomik sisteme doğrudan para girdisi sağlamıyor diye bir kadının emeğini küçümsemek, toplumsal körlükten başka bir şey değildir.

​İş dünyasındaki kadını alkışlarken, evdeki o devasa ve sessiz emeğin hakkını teslim etmeyi unutmayalım. Çünkü evler huzurlu ve düzenli olmadıkça, dışarıdaki hiçbir başarı kalıcı olamaz.